Yapay zeka-3

“Eğer toplum yapay zekanın yarattığı zenginliğin bir kısmını herkesin daha yüksek gelire sahip olması için yeniden dağıtmaya razı olursa…”
Olur mu?!…

“Bugünün çocuklarına kariyer tavsiyesi: Makinelerin yapamadığı-insanları,tahmin edilemezliği ve yaratıcılığı içeren meslekleri tercih edin.”
Tercih mi?!…

Ve bir beylik söz sonrası bu bahsi kapatıp kendi naçizane doğal zekama geçiş yapıyorum:

“Makinenin bize kendini nasıl kontrol altında tutacağımızı söyleyecek kadar uysal olması kaydıyla,ilk ileri zekalı makine insanın yapması gereken son icat olacaktır.” Irving J.Good,1965.
Doğduğum yıl söylemiş. Yoksa?!…

Yapay zeka-2 ( Yaşam 3.0)

Dünyaya bir sıfır geride geldik.
Zamanla ikinciyi yedik.
Şimdi okuduğum kitap diyor ki;üç sıfır.
Buradan döner mi? Fener misin mübarek!…
Fener de eski Fener değil ki.Ali babanın çiftliği.
Her şey yapaylaşırken insan kalmak mümkün mü? Bekle gör.Göremezsen sor.Yanıt gelmezse meraklanma.Her şey yapay olsa gelirdi mutlaka.İyiye yor. Zaten gidicisin sana ne be adam diyecektim ki baktım sabah olmuş. Hayırlısı.

Yapay zeka-1

Okumalar,okumalar…Yapay zekaya kayıtsız kalmak mümkün değil.Kendini kaptırmak yanlış,yok saymak imkansız.
Doğrusu,uzmanından öğrenmek ve hazırlanmak.Aynı zamanda bir meydan okuma.Doğalla,yapayın zeki bileşimini elde etme çabası.
Bir şeyin başlangıcı,bir şeylerin sonu.
Oku.

Uçurtma avcısı

Okuma ritmim bozulduğunda beni kendime getiren kitaplar vardır,benim için şüphesiz şiir kitapları başta gelir.
Yanı sıra,tekrar tekrar okumaya doyamadığım ve her okuduğumda yeni okuyor gibi etkilendiğim Kite runner/ Uçurtma avcısı ( Khaled Hosseini) benim için başka şeyler ifade eder.
Hayatından kesitleri ve fikirleri hep mi bir kitapta bulur insan,hem de yeni okuyuşlarda,yeni gibi yeniden.
“Özü sözü doğru olanların ortak yönü budur:Karşısındaki kişinin de içten konuştuğunu sanırlar.”
“Tanrı sana özel bir yetenek vermiş. Şimdi o yeteneği bilemek senin görevin, çünkü Tanrı’nın armağanı olan yetenekleri boşa harcayan biri,eşektir.”

Sen sus gözlerin konuşsun

Günümüzde az konuşup çok söylemek zor mu, yoksa boş konuşmak bir tercih mi bilmem.
“Sen sus gözlerin konuşsun” faslından, izansızca sözcük sarfiyatına o kadar hızlı geçildi ki sade lafları değil, yaşamı tükettik,bitirdik;artık robotlara devretmek üzereyiz insanlığı kanıtlayacak birkaç faaliyetten gayrısını…
Bak,twitter bile 140 karakter ile başladı, dayanamadı,arttırdı,boş yazan patladı.
Galiba akıllı insan kalmadı.

Şiir ve yara

Yaralı olmak şiir sevmek için yeterli değil,derin yara gerektirir. Bir kere derine düşünce niyet varsa yazmak başlar. İşte o zaman kim kimi yaralar,deyiversin ustalar.

Artık sevilmiyor böyle

Bir milyon kere dinleyince olacağı buydu.Yine dilim azdı,elim kaydı.

Sana kalsa onursuz olabilir aşk.Üstelik bunu söylerken sen ciddisin!…Ama bildiğin gibi değil her şey.Alıngansın,bir değişik biçimsin,aşktan giderken 180 derece dönersin.Ne güzel olur kışını da görsem zaten yaz üç aydı bilirsin. Bilmediğin şu ki artık sevilmiyor böyle.
Binlerce kez söylemeli,binlerce kez dinlemelisin.

Süreç

Sanırım doksanlı yıllarda daha çok kullanılmaya başlandı,o zamanlar süreç denildiğinde yüze bakıp ne diyor bu diyen çoktu.Çoğu zaman kavram tam anlaşılmadı.Bilip de daha havalı kullanım isteyenler “proses” demeyi tercih ederdi,halâ da öyledir.

Zaman içinde bütün hayatımız süreç oldu/doldu. Bir vakit başlayıp bir süre devam eden,devam ederken arada bir şeyler olan her şeye süreç denmeye başlandı.Yani,suyu çıktı.Suyunu çıkarma süreci…

Günümüzde kavram daha doğru anlaşılır durumda,geçmişe göre çok daha yaygın biliniyor ama olur olmaz kullanıldığı da oluyor.Bazıları süre yerine kullanıyor süreç sözcüğünü.Bazıları bir olaylar bütününü anlatmak için kısaca süreç deyiveriyor.

Süreç sözcüğünü doğru anlama ve kullanma süreci bitmedi,devam ediyor.

Mutluluk yolu

Mutlu olmanın tek bir yolu,formülü olsaydı,herkesçe bilinir ve uygulanırdı. Oysa kişiye göre değişen yüzlerce,belki binlerce yolu var.Önemli olan kişinin kendisi için en uygun yolu bulması ve bunu hayata geçirebilmesi.

Bazen koşullanarak bizi mutlu edeceğini düşündüğümüz şeylerin peşinde koşarız. Erişince,mutlu olamadıysak,durumu anlarız.Kimi zaman,mutlu olmanın tek şartı gibi görünen bir şeye sahip olduğumuzda beklenen mutluluk gelmez ve gereksiz abarttığımızı anlarız.Bazen de mutlu edeceğini düşündüğümüz şeylere sahip olamadığımızda,telafi olarak yerine koyduğumuz bir şeylerin bizi ne kadar mutlu ettiğini görür,şaşar, boşa geçen vakte,harcanan çabaya yanarız.

Hayat böyle.Mutluluğun tek bir yolu olmadığını bilirsek ve bunu özümsersek yaşam kolaylaşır.Tek olan biziz,kendimiz. Diğer her şey telafi edilebilir,yerine başka bir şey konabilir.

Akıllı olmak

Hayatta bazı tecrübeleri edinmek çok pahalı olabiliyor.Buradaki paha sadece maddi değil,aynı zamanda manevi.

Akıllı insanın başkasının tecrübesinden yararlanan insan olduğunu bilmeyen var mı? Var. Hem de çok. Özellikle,gençler kendi hatalarını yapmadan, bunların sonuçlarıyla yüzleşmeden öğrenmekte zorlanıyorlar. İlla ki o hatalar yapılacak, kazıklar yenilecek, kayıplar yaşanacak. Belki de kalıcı öğrenme ancak böyle sağlanıyor.

İnsan,çoğu zaman geç de olsa akıllanıyor, önemli olan bunun ne kadar erken sağlanabildiği. Zekaya ve çalışmaya değer katan,onları anlamlandıran şey akıllı olabilmek,akıllı hareket edebilmek. Akıllı olanlar, bu ayrımı anlayabilenler, sadece kendi hatalarından değil hatta daha çok başkalarının hatalarından veya doğrularından ders çıkarabilenler…