Şiirin hikayesi

Yazdığı şiirlerin hikayelerini anlatanları çok seviyorum. Ne kadar korkusuz,ne kadar cesur ve netler.Akla zarar birçok senaryoyu devre dışı bırakıp hareket noktalarını açıklayarak ne güzel ipuçları veriyor,esin kaynağı oluyorlar.Biraz da dalga geçiyor olabilirler mi? Ben ne anlatıyorum,sen ne anlıyorsun? Her şey göründüğü gibi olmayabilir demiş olmuyorlar mı? Şiir de zaten biraz bu değil mi? Demek istediğini anlatırken çağrışımlar yaratmak,sınırları zorlamak, esin kaynağı olabilmek,imgeyi kullanıp özneyi yok etmek,ateşe benzin dökmek, yangına körükle gitmek,söndüreceğine yönünü değiştirmek ve bunun gibi…

Dar,derin,geniş,sığ

İnsan bir aşamada,ki erken yaşlar da olabilir,yaşamı daraltmak,yalınlaşmak, öte beriden uzaklaşmak istiyor.
Hayır,emekli olmak değil.
Yapabilirse belli alanda,konuda,duygu ve düşüncede derinleşip fazlayı elemek, sadenin değerini ayrımsamak.
Yalınlaşıp yoğunlaşıp artakalanın insanı mutlu kılması.
Dar ve derin,geniş ve sığdan iyidir.

Hayvani milliyetçilik

Bir metinde “Filipinli bu köpek…” diye başlayan cümle dikkatimi çekti.
Gerçekten köpeği işaret ediyordu,bir Filipinliye köpek deme amacı yoktu.
Köpeğin Filipinlisi,Türkü,Hintlisi olabilir mi? Bu insana has bir durum değil mi? Hayvan milliyeti kavramı garip geldi.
Amerikalı olduğu için Venezuellalı köpeğe caka satan,ona üstten bakan bir köpek veya fare bile olsa ben Norveçliyim diyen bir garabet hayal edemedim.
Mantığa en yakını kendilerine dünya vatandaşı denebilecek göçmen kuşlar olabilirdi.
Konuyla ilgili Hüseyin Nihal Atsız tarafından buyurulmuş olan
“Sadece hayvanların milliyeti yoktur” ifadesi milliyet kavramını yüceltmek için mi,önemsemeyenleri hayvan yerine koymak için mi söylenmiş bilemem.
Bildiğim o ki hayatı zorlaştırıp yaşanmaz kılanın insanlar olduğu çok açık.

Seyahat gelgitleri

Senelerdir deneyimlediğim ve artık vücut kimyamı esir aldığını hissettiğim hep bir yerlerden ayrılma,bir şeyleri geride bırakma zorunluluğu insanı ne kadar yıpratıyor.
Onbeş yılı aşkındır,şehir değiştirerek işe gitmek, işten eve yine şehir değiştirerek dönmek;çok sevdiğin,ait olduğun bir ortamı,evi,işi geride bırakırken acaba tekrar dönebilecek miyim,bıraktıklarımı bir daha görebilecek miyim,yoksa bu son sefer olabilir mi düşüncesi insanın içini buruyor,bu duygu ve düşünce hali alışkanlık haline geliyor.
Gidilen yerdeki durumu benimseyip ondan beslenip tam uyum sağladığında tekrar bir ayrılık hali ve bunun durmaksızın tekrarı,duygusal gelgitleri insanı inanılmaz yoruyor.
Çözümü bir yere kazık çakmak olmasa gerek,ancak en azından bu durumun düzenli ve sürekli olmayacağını bilmek güzel ve rahatlatıcı.

Kamufobi

Öteden beri kamu dairesi,belediye v.b kuruluşlara işim düştüğü zaman vücut kimyamın bozulduğunu,tedirginlik duyduğumu hissederim.Herhangi bir kamu kuruluşunda yaptırmak zorunda kalacağım işlemin sıkıntısı beni bazen günler öncesinden alır,iş tamamlanana kadar bu sıkıntı bitmez.Acaba bunu tarif eden bir ruh hali var mı diye düşündüm, araştırdım,bulamadım.Belki bir kamu kuruluşunda basit bir işlemi yaptırmak için odalar veya katlar arasında gidip gelme zorunluluğu,belki görevlilerin çoğunlukla insanı rahatsız eden umursamazlığı,kabalığı,özensizliği bu hissin oluşmasında etken olmuştur.Adını kendimce kamufobi koydum.

Sosyal medya

Sosyal medya “gerçek” kaliteyi ortaya seriyor.
Tepkileri çoğunlukla “filtresiz” veriyor.
“Seviye” belirliyor.

Eleştirinin alası var,anlamaya çalışanı yok(denecek kadar az)
Hakaretin katmerlisi var,nezaketin kırıntısı yok(denecek kadar az)
Küfrün ağababası var,güzel sözün yenisi yok(denecek kadar az)
………………………………………………………….

Her şeye rağmen tarafgir”algı operasyon”cusuna dönüşen geleneksel medyanın insafına kalmadan nabzı direk tutmak için kullanışlı.

O şarkı

Hayat boyu,kaçırıp dinleyemediğim,geç farkettiğim,belki de hiç farketmediğim şarkılara hayıflanmışımdır.Sürekli ve düzenli bir dinleyici olarak bulduklarımla yetinmedim,aramaya devam ettim.Hala inanıyorum ki birçoğu var keşfedilecek,ben onları umuyorum, onlar da beni bekliyor sanıyorum.

Künye

İlk gençlik yılları.
İsim yazılan gümüş zincir bileklikler moda.O zamanın şartlarında nelerden kısılıp alındığını bilmek mümkün değil.
Ana armağanı kutusundan çıktı.Bütün yaz bana baktı.Sıcakta terden kararmasına gönül razı olamazdı. Sonbaharla birlikte takmanın zamanı geldi.İçimde en azından kıymet bilmenin gururu var.Şimdi gençler için yapılanların ömrü sadece bir kaç ay.
Bu bir şikayet mi? Değil.
Devir tüketim ve hız devri.
Elde etmek dile,vazgeçmek çoğuna kolay.

Hadsizlik

Okumadan yazanlarla,düşünmeden konuşanlarla dolu dünya.
Kontrolsüz özgürlük,denetimsiz serbestlik.
Kendini bi bok sanan sınırsız hadsizlik.

Sporcunun kaslarını gören onun yaptığını yapamayacağını anlıyor da düşünürün birikimini seçemediği;yazdığını,ürettiğini okumadığı için çoğu zaman haddini aşıp kendini bir tutuyor.
Kaslara tanınan prim,hadsizler tarafından beyne
tanınmıyor.Sonuçta,kendi beyinsizliğini kanıtlamış oluyor.

Sanat ve yarışma

Sanatla ilgili yetenek tespiti sınav yoluyla mı olmalı diye düşünüyorum bir süredir, içinden geçtiğimiz ve kızımın bu alanda ilerlemek istemesiyle yaşadığımız süreci değerlendirirken.
Öyle ya bu içten gelen,süreklilik arzetmesi gereken,tutkuyla başarılı olabileceğin bir alan.Gerçi her şey öyle değil mi?Öğrenerek geliştirilebilse de birçok şey aşk,sevgi,tutku ve istekle yapılırsa daha güzel,daha başarılı.
Sanattaki ayrım beğeni unsuru.Bir eseri herkesin beğenmesi gerekmiyor.Hiç kimse beğenmese de bir anlam ifade ediyor,en azından üreten için…
Böyle olunca,sanatın yarışa tabi tutulması ne kadar doğru,tartışılır.Bu sebeple sanat alanındaki yarışmaları anlamlı bulmam.Kaldır o seçici kurulu, başka bir kurul koy,farklı sonuçlar çıkma olasılığı varsa kazanan mutlak kazanmış sayılmaz,o seçenlerin kazananı olarak kalmaya mahkumdur.
Sözün özü,sanat eğitimi seçerek verilmemeli,isteyen herkes sanat eğitimi alabilmeli ve sanat eserleri yarışmaya tabi tutulmamalı,beğenen beğenir, beğenmediği kötü demek değildir.Onun da beğeneni bulunur.