Mix tape

Not sure if it was the way in abroad
people produces mix tape as we’ve done in the past.
Probably not but if it was
it’d look like as I’ve done
as fast as in below blast:

Not every papa would take and tuck in the bed or even kiss in head
but who would do that.
Should not have to be as sentimental as Elvis as he was not sacrifying from girls any single kiss.
As one has lost in two shores
all know he could not get rid of his chores
Welsh tiger may like to touch the green green grass of home
but not all could have that chance at all.
Once there were greenfields kissed by the sun,they’ve gone with the lovers who let their dreams departed from the dun.
Round like a snowball down a mountain
it was hard for Jose to control the windmills of his mind.
B side would definitely start with a nice lady who would love her beloved eternally,nobody would make sure
if it would turn out to be a reality
Almaz,pure and simple, was definitely of Randy who now everbody watches over the clouds closely
Who does not want to wake up in a city that never sleeps,New York in New York and with Liza Minelli.
May not have lived a life that’s full and might not have travelled each and every highway
And more and much more than this
I did the tape in my own way.

Avrupa yakası

İnternetteki Avrupa Yakası dizi tekrar izleme rekortmeni olabilirim.
Yayınlandığı dönemde izlerken sevmekle birlikte şimdiki tadı aldığımı hatırlamıyorum.
Tekrar izlemede neyin cazip geldiğini düşündüğümde eskiyle bağı koruyan en son ve kuvvetli örneklerden biri olduğunu anlıyorum.
İstanbul’un elit semt karakterleri ile Anadolu’nun özgün,bıçkın insanlarının harmanlandığı,her rolden sızma karakterler damıtılan,bir mozaik tablo görünümünde yaşam kesitleri bu kadar güzel işlenebilir,izleyici sadece gülmeye değil,düşünmeye bu kadar sevimli yönlendirilebilir.
Şimdilerde tekrar çekim konuşuluyormuş. Büyüyü bozmasalar. Sihrini kullanıp,sürümü güncelleyip başka bir tad ekleseler. Daha iyi olur.
Örneğin,bir Anadolu Yakası neden olmasın?

Hayat ve sanat

İzlediğim oyunda sanat hayattan büyüktür deniyordu. Olabilir mi?

Sanatçının hayal gücü ve yaratısı hayatın sınırlarını zorlasa da ona bu hayal gücünü veren,düşünmesini,yaratmasını sağlayan yine hayatın kendisi değil mi?

İlla karşılaştırmak,yarıştırmak şart mı? Yapılsa bile abartının da bir sınırı var. Gördüğün,görmediğin;bildiğin,bilmediğin;düşünebildiğin,düşünemediğin her şey hayatın içinde,aynı sanat gibi…

O zaman gelin sanat hayattan büyüktür demeyelim de sanat hayatın vazgeçilmezidir deyip tatlıya bağlayalım.

Behçet Necatigil

Bir büyük şairi onun genlerini taşıyan birinin sözcükleriyle tanımak.
Bir babayı kızından dinlemek.
Üstelik,yaşarken farkına varamadıklarını dışa vurup onu yadedişine tanık olmak.
Behçet Necatigil,Türk şiirinin en önemli kilometre taşlarından;okuması,anlaması çok da kolay değil,zorlayıcı,sınıf atlatıcı.
İş bu sebeple öğrencilerinden okudum,dinledim.Arkadaşlarından onun hakkında öğrendim.Kızı Ayşe Sarısayın’ın anlatımıyla ona yakınlaşırken dedim ki tanrım hayatta hiçbir şey yarım kalmasın.

Öğretmenim

Ekrana sığmayan öğretmenlere ihtiyacımız var bugünlerde.
Çünkü ekranı olmayan çocuklarımız var.
Bugünlerde evinden çıkmadan dünyayı anlatan öğretmenlere ihtiyacımız var.
Çünkü evinde kalıp dünyada olanı biteni anlaması gerekenlerimiz var. Sinüsü,kosinüsü,elektronu,molü,hücrenin ve imparatorluğun bölünüşünü,serbest düşüşü,Descartes’i,Comte’ü sonra ve her zaman öğretirsiniz.
Öz disiplini,kendine yakından başkasına uzaktan saygıyı,günü kaybetmeden geleceği kurtarmayı,gülüşü saklamadan maske takmayı,sevgiyi yitirmeden mesafeli durmayı belletecek öğretmenlere ihtiyacımız var bugünlerde.
Evden,okuldan,uzaktan, televizyondan,
bıkmadan,yorulmadan yol gösterecek öğretmenlere ihtiyacımız var.
İlla ki ve tabii ki “birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz”bugünlerde…
Aynen,aynılarına ihtiyaç duyduğumuz dünkü gibi…
Ve dahi her zaman ihtiyaç olacak birlik, beraberlik içinde bir şeyler öğretebilenlere…
Kıymetleri biline,hakları verile.
Tümü ödenemese bile…

Kayıp ana: Zubi

Sakladığım çantanı kokunu hapsedebilmek için açmazdım,eşyaların hala içinde,koku kayboldu.
Niye kalana ömürlük miras koku yapmamışlar,hayıflanırım.
Fotoğrafını çekerken bana bakmayan yüzün içimde sızı,arşivimde duruyor.
Gönül gözün hep açıktı,bilirim.
Kaybettikten sonra adımı söyleyen sesin kulaklarımda çınlardı.
Capcanlı,yan odadan gelir,beni uyandırır gibi ve irkilirdim.
Geçen yıllar boyunca aynı çağırışı bulmayı umarak dikkat kesiliyorum.
Ölülerin sesi ne zaman tam olarak kısılır?
Sevdiklerinin kulağı ne zaman sağırlaşır?
Artık seni duyamıyorum ama beni duyduğunu hissediyorum.
Yeni yaşını kutlayacaktık Zubi.
Öte yandasın,diyeceğimi biliyorsun ve orada onikinci yılına giriyorsun.
Buralar hep aynı.Baksana ben bile.Hala senin çocuğun.

Nasıl bir son?

Dengesiz muktedirlerin benmerkezci politikaları,dinin ve milliyetçiliğin kolaylıkla manipüle edilebildiği coğrafyalardaki güç odaklarının,yanlış politikalar yürütseler bile elini kuvvetlendiriyor.
Emperyalistin hakkından yobaz ve faşist gelir durumu insanlığı uçuruma sürüklüyor.
Geriye,insanlık ihtiras ve akılsızlık ürünü savaşlarla mı,yoksa Allah sopası doğal felaketlerle mi ziyan olacak sorusu kalıyor.
En iyimserlerimiz bile hak verecektir ki kendine ve etrafına zarar verme konusunda insan akılsızlığı ve bağnazlığı neredeyse yaradanın kudretiyle yarışacak kertede…
Bakalım yaradan benden günah gitti mi diyecek,yoksa günahınız boynunuza mı?

Semper eadem

“Semper eadem”
Bir yaşam tarzı.
Doğama yakın,anlayışıma uzak.
“Her şey aynı kalsın,değişmesin.”
Hayatı kasten daraltmak,mekan önceliği, aynı yollardan yürümek,aynı yerlere gitmek,aynı şeyleri aynı saatte yapma törenselliği…
Rutin,tekrar,sıkıcı ama tören var!…
İyiliği,kötülüğü duruma bağlı.
Kendi rutinin iyi,dikte edilen kötü.
Bir arkadaşımın hep söylediği gibi:
“Tanrı rutinlerimizi aratmasın.”

Dinle(t)meyi bilmek

Karşıdakinin ne diyeceğini tahmin ederken dinlemede kalmak,hele ki lafı eveleyip geveliyor,bin dereden su getirip aynı kaba sığdırmaya çalışıyorsa ne zor!…
Aktif dinlemeye çalışırken öfke patlamasına dönüşmesi an meselesi.
Bunun anlatanda birşeylerin eksik veya fazla olmasından kaynaklandığı düşünülebilir.
Zeka gibi,hayal gibi,lâf gibi…
Dinleyen için idare edebilmekse akıl işi,yürek işi,dil işi…

Murtaza

Orhan Kemal’in Murtaza’sını tekrar okurken farklı yaşlarda okumanın nasıl farklı kazanımlar sağladığına tanık oluyorum.
Arka kapak yazısındaki “…gittikçe insanı anlamaktan uzaklaşıp salt ilkelerini savunan bireyin başına gelenler…” ifadesi acıklı bir güldürü tanımlaması ile tamamlanıyor olsa da gerçek hayatta çoğu zaman gülünç değil,daha ziyade acıklı sonuçlar yaratıyor olabilir.
İnsanı anlamak. Hangi insanı? Allahın yarattığını mı;hayatın,koşulların şekil verdiğini mi?
Bir bütün olarak tüm insanı.
Galiba daha iyi anlayanlar hayata biraz boşverenler.
Anlamakta zorlananlar ise hayatı gereğinden fazla ciddiye alanlar.