Bir olayın,kazanın görüntülenmesi sırasında aktarıcılar tarafından “saniye saniye”ifadesinin kullanılması gibi örneğin.
Doğal olan görüntülemenin saniye saniye olmasıdır zaten.Farklı bir amaçla üç,beş saniye düzenli aralıklarla görüntüleme yapılması beklenmemektedir,konu o değildir.
“Kaza anı vatandaşlar tarafından saniye saniye görüntülendi”demeye gerek yok. “Kaza anı vatandaşlar tarafından görüntülendi” demek yeterlidir.
Örneğin,”kaza anı vatandaşlar tarafından görüntülenirken beşinci saniye ile sekizinci saniye arası atlandı”diye bir haber normal midir? Burada haber kaza mı olur,görüntüleme mi?
Bu vurguyu şahsen anlamam,sevmem, üstüne basa basa söylenmesi anlamsız gelir.
İnternet veya cep telefonunda oyun oynamayı sevmem.Zaman zaman kısa süreli denediklerim olmuştur ama çoğunlukla beni sıkar,bırakırım.
Geçenlerde wordle oyununda en başarısız olan milletler arasında Türkler olduğunu okuyunca kelimelerle arası iyi olan bir vatandaş olarak sorumluluk almaya ve bu milli davaya hizmet etmeye karar verdim:)
Oyun,kelime bilgisi yanı sıra dikkat ve bir parça zeka gerektiriyor.Şimdilik bendeki kadarı yetiyor gibi.Hoşuma gitti. Yeni kelimeler öğrenmeye başladım, bildiklerimin faydasını görüyorum.
Oyun kuralları uygulamada var,zaten çok kısa,basit.Görseldeki gibi bir tablo ilk defa başıma geldi.Öğrendiğim ilk yeni kelime oldu.Çok işime yarayacak gibi gözükmese de memnun oldum.
Üçüncü aşamada kelime bulduğum oldu. İkinci aşamada bulmayı umabilirim. Şayet ilk seferde bulursam jübile yaparım.Zaten o zamana kadar ülke puanı bayağı gelişmiş olur.
Kitabı okumaya başlamadan önce adına,yazarına,kapağına,arka sayfa tanıtım yazısına bakılır.
Benim gibi daha meraklı olanlar yayın evini,ilk basım tarihini,kaçıncı baskı olduğunu da kontrol eder.
Özellikle roman okurken anlatılanları daha iyi anlamanın ve pekiştirmenin en güzel yolu arka kapak tanıtım yazısını belli aralıklarla tekrar tekrar okumaktır. Ben şahsen öyle yaparım.
Böylece kurgu daha iyi tanımlanmış, olaylar daha doğru yorumlanmış ve öze ilişkin ipuçları edinilerek unutmadan daha bir anlamlandırarak okunmuş olur. Şiddetle tavsiye ederim.
Arabesk söyleyen bir kadın.Çalkantılı bir hayat.Dışarıdan bakınca masumiyetten uzak.Kim masum ki.Kaynayan kor. Yaşamın diyeti bir son.Zulmün sonu ölüm.
Vaktiyle kendisiyle hem de TRT tarafından yapılan röportajı izledim bugünlerde youtube’da.Nasıl alçak gönüllü,hayata kırgın belli ama beladan kaçamayacağını kabullenmiş.
Bergen adına “Saygı” albümü yapılmış.İster istemez akla düşer,acaba yaşamı boyunca bu denli saygı görmüş müdür,bir saygı albümü hayal etmiş midir diye.Hem de çoğu pop ve alternatif okuyanlar katılmış.Kendi tarzının dışındakiler okumuş.Bu nasıl güzel bir hatırşinaslık.Zevkle dinledim.
Favorilerim Melek Mosso,Gülşen ve Feride Hilal Akın yorumları oldu.Müzik sadece müzik olmakla kalmıyor,insan olduğumuzu hatırlatmaya da yarıyor. Kaybolan hayatlara engel olamıyor belki ama tercüman oluyor hiç değilse.
Gençlerin daha ileri yaşlarda olanlara saygı duyması gerekir,bu çok normal. Yaşanmışlıklar,tecrübe,birikim çok önemli.Sıradan insanlar için de,daha önemli görevlerde bulunanlar için de bu böyle.
Ancak,belli bir yaşa gelen insanların aklen,ruhen ve bedenen bazı durumları iyi yönetemeyebileceği de kuvvetle muhtemel.
Özellikle,ülke yönetimi gibi çok önemli konularda belli bir yaş sınırı getirilmesi gerekir.Sadece yapabilmek konusu değil,insan doğal olarak ölüme yaklaştığını daha fazla hissetmeye başladıkça muhakeme gücü ve şekli, karar verme yetisi başka türlü etkilenebilir.Normal şartlarda daha uzun ömrü olacaklar hakkında ve onlar yerine verdiği kararların doğru,geçerli olma olasılığı azalabilir.Muhtemelen kendinin yaşayamayacağı bir dönemi içeren uzun vadeli kararlar alıyor olabilir.
Çok genç olanlar için de kuşkusuz başka handikaplar var.Görüşüm,özellikle tüm toplumu ilgilendiren karar,politika ve stratejilerin en azından sonuçlarını görebilecek yaştakiler tarafından oluşturulması,alınması gerektiği şeklindedir.Belli yaşta olanlara danışılabilir,görüş alınabilir ama karar yetkisi bırakılmamalıdır.
Örnekler çok.Muhakeme gücünü kaybettiği açıkça belli olanlar üstelik tüm toplumun geleceği hakkında çok kritik kararlar alabiliyorlar.
Konuyu tamamlamak için somut görüşümü açıklayayım.Seçme hakkından bahsetmiyorum,seçilmekten bahsediyorum.Bence,yetmiş yaş üstünün yönetimde sorumluluk almaması gerekir. Altmış-yetmiş yaş arasının ise daha çok danışma amaçlı değerlendirilmesi makul karşılanabilir. Özellikle ülke yönetimi +70 değil,-70 bir iştir.Bu arada,meraklısı için,bu yazıyı yazdığımda 57 yaşındayım.
Mihael Zgank’ı ya da verilen Türkçe ismiyle Mikail Özerler’i kendi şahsında tebrik etmeli.Başarılı olmuş.
Yetişmesine katkısı bulunmayan, devşirme sporcu vasıtasıyla başarı kazanıp bunu milli bir başarı gibi kutlamaktan ve kendine paye çıkarmaktan geri durmayan spor ve ülke yöneticilerini ise kusura bakmasınlar, tebrik edemeyeceğim.
Kendin uluslar arası başarı kazanabilen sporcu yetiştirebiliyor musun? Bunun sistemini kurup süreklilik arz edecek şekilde işletebiliyor musun? Bu millet farklı spor dallarında devşirme sporcular yoluyla kazanılan başarılar ile yetinmeyi haketmiyor.Adı sanı telaffuz edilemeyen, Türkçe bilmeyen,zenci Türk milli sporcular var,onların başarıları veya yarattığı geçici rüzgar,atmosfer ile yetinmekten öteye gidemiyoruz.
Normal şartlarda,hele milliyetçi duyguları kabarık olan insanların gurur duyacağı bir şey olabilirdi.
Önce meşhur bir Türk’ün bir İngiliz futbol kulübünü satın alması,sonra adı daha çok ilgili çevrelerce bilinen daha az meşhur bir Türk’ün dünyaca ünlü bir başka İngiliz kulübüne talip olması…
Her toplumda fakiri,zengini,varlıklısı, yoksulu,muhtacı,savurganı vardır muhakkak.Ancak,Türkiye gibi milletler arası düzeyde varlıklı insan yetiştirmek için kaynakları kısıtlı,ekonomisi on yıllardır sadece gelişmekte olan statüsünde kalmış,parasının değeri belli,savurgan olmak için insanların utanması,utanmak için de şöyle bir etrafına bakmasının yeteceği bir ülkeden bu tür,müteşebbis diyelim artık,kişilerin çıkması normal midir?
İngiliz futbol ligi tartışmasız dünyanın en kaliteli ve pahalı futbol ortamı.Arap şeyhlerinin, Rus oligarkların orada cirit atması alışıldık bir durum senelerdir.Sıra Türk’lere geldi demek ki.Pekiyi Türkiye bu genel güncel haliyle bundan gurur mu duymalı,yoksa utanmalı mı bilemedim.
Devlet büyüklerimizden,en büyüklerden biri zaman zaman halkın aklını dumura uğratacak açıklamalar yapıyor,izahatlar veriyor.Kendince milleti aydınlatıyor.
Çoğunluk belli ki hep aynı editörün elinden çıkma,ağdalı,teşbihli,başı sonu ayrı ama aynı amaca hizmet beylik cümleler kuruyor.
Sıkı bir sağlık kontrolü sonucu tedavi altına alınma olasılığı yüksek olan insanlar ülke yönetiyor.Yönetiyor da demeyelim,parmağında oynatıyor.
Altı ve dokuz rakamlarının kerametini açıkladığı konuşmasını çözmeye çalışanlar haliyle işi altmış dokuz pozisyonuna kadar götürdüler.Dervişin fikri neyse zikri oymuş.
Altı,dokuz ve altmış dokuz yazmanın türlü çeşitli güzel yolları var.Ama insan öküz altında buzağı arama niyetinde olduktan sonra sınır yok.
On yıllar önce Türkiye,o zamanın Sovyetler Birliği’ne bırakın yakınlaşmaya çalışmasını göz kırpsa komünist olabilirdi:)
Türkiye sağ ekseni ağır basan bir ülke olmaya devam ediyor.Diğer tarafta ise işler çok değişti.Sol eksenli politikaların kalıntıları var mıdır bilmem ama Rusya eski Sovyetler Birliği anlayışını çoktan terk etti.
Yakınlaşmanın nedeni ise sağ-sol, komünist-kapitalist ekseninden çok farklı.Otokrat liderler,diktatorya anlayışında birbirlerini destekliyor ve besliyorlar.
Gücünden bağımsız olarak bugün Rusya’daki anlayışın çok yakın bir versiyonu Türkiye’de de iş başında. Benzer davranışlar sergileme,gücü nispetinde boyunun ölçüsünü alma ihtimali uzak değil.
Olan her zaman tüm dünyada otokrasi,diktatorya ve bağımlılıktan çeken masum,işinde gücünde,barış savunucusu veya değil halk yığınlarına oluyor.
Yazın işine gönül verenler,okuyanlar bilir.Şairlerin,yazarların adeta adıyla özdeşleşmiş,sık kullandıkları sözcükler, imgeler,kavramlar vardır.
Örneğin,eşik,kirpik denince akla Şükrü Erbaş gelir.Ölüm kavramı,ona hiç yakışmasa da Ahmet Erhan’ı çağrıştırır. Nar,Haydar Ergülen’i hatırlatır.Ev kavramı Behçet Necatigil ile özdeştir.
Yazmaya devam edip biriktikçe naçizane kendim için böyle sık kullandığım,hep yolumun düştüğü bir sözcük,kavram var mıdır diye inceledim.
Gerek on yıllar önce yazdıklarımda gerekse sonrakilerde bu anlamda karşıma çıkan sözcük “vicdan” oldu.
Her insanda aranan,kendimde olduğuna inandığım ve önem verdiğim bu kavram,alttan alta yazılarıma işlemiş.
Dönüp dolaşıp vicdana takılan,hele yazdıklarından hareketle vicdan sahibi biri olarak bilinmek isterim doğrusu.