1980”ler Ankara,üniversite yılları.Arı sineması.Barış Manço konseri.Gençlik coşkusu.Ne yapsa beğeniyoruz.Her zaman olduğu gibi.
Fransa ile problem dönemi.Ermeni meselesi.Fransa diplomatik kışkırtıcılık yapıyor.İlişkiler gergin.
Konserde en ön sıra Fransız elçiliğinden üst düzey görevliler.Onlar da belli ki Barış hayranı,muhtemel özel davetli.
İzleyiciler yine avucunun içinde.En sevilen şarkılarını döktürüyor.Alkış kıyamet.Bir şarkısını beklenmedik şekilde Türkçe yerine Fransızca söylüyor.Fransızca okuduğu bilinen başka şarkıları varken üstelik.
Şarkıyı Fransız heyetinin gözünün içine bakarak,özellikle onların önünde okuyor.Şarkının adı: Arkadaşım Eşek.
Günümüzde çok güzel şarkılar yapılıyor.Ben yaştakiler için geçmişte kalan şarkıların anlamı başka. Anısı,acısı,hazzı ayrı.Yüzlerce kere dinlemiş,türlü duygularımızı akıtmışız o şarkılara,vazgeçilmez onlar.
Eskimeyen şarkılar yeni teknoloji ve olanaklarla,hele ki günümüz usta yorumcularının dilinde bir başka zevk veriyor.
Her zaman tutmuyor doğal olarak.İlk haliyle dinlemekten vazgeçilemeyecek olanlar ve maalesef gerçekten kötü “cover”lar var.
Bana göre “cover” kralları Mehmet Erdem ve Mustafa Ceceli.
“Sarı Çizmeli Mehmet Ağa”‘yı,”Ali yazar,Veli bozar”ı Barış’tan sonra okumak cesaret ister.”Hakim bey”i patlatmak, “Bir harmanım bu akşam” cover’lamak, Tanju Okan’dan sonra “Kadınım”okumak, “Kum gibi”nin üstesinden gelmek,Suavi’den sonra “Yalı çapkını”yorumlamak ancak Mehmet Erdem gibi bir ses ve yorumcunun yapabileceği bir iş.( Son albümdeki “Sevdalılar beni anlar” yorumu da efsane!…)
Mustafa Ceceli müzikalitesi ve enstrümanist geçmişi ile bu sesi başından beri niye sakladın dedirtecek kadar güzel okuyor.Onun okuduğu “Karanfil”i,”Hata”yı,”Beklenen şarkı”yı beğenmemek;”Ne haber aşktan” ve “Bir zamanlar deli gönlüm” yorumlarını dinlememek mümkün değil.
Eskimeyen şarkıların güncel yorumları geçmişle günümüz bağlantısını kurmak, korumak,yaşatmak isteyen ben gibi vefalı dinleyiciler için ilaç niyetine.
Eline doğar.Öper,koklarsın.Her şeyden vazgeçersin.Daha ne yapabilirim diye düşünenler bokunu bile yerime kadar götürür işi.Haksız da sayılmaz hani. Canını vermeye hazır olduktan sonra o ne ki.
Gözünün önünde büyüyüp serpildiğini görürsün.Giderek öpüp koklamak hayal olmaya başlar.İzin olsa da,sen istemezsin zarar vermemek için.Seni uzaktan sevmek en güzeli günleri.
Kızarsın.Bazen o raddeye gelir ki en radikal kararları uygulayabileceğini sanırsın.Ceza vermek istersin.Gününü görsün bile dersin.Yüreğin yufka kıvamına göre üç vakitte geçer hırsın. Kiminde dakika,kiminde saat,güne çıktığı bile olur zıvanadan çıktığında.Daha fazlası görülmemiştir,en azından bu coğrafyada,normal insanlar arasında.
Sonra ne olursa olsun,yumuşarsın pelte gibi.Hani verdiğin sözler,hani hıncın nerede.Kim kesebilmiş kendi kolunu,kim bulabilmiş ders vermenin yolunu.Vardır belki?
Kuş yuvadan uçmak üzere kanat çırpmaya başladığında dolar gözlerin. Nasıl ya?Artık istediğin zaman göremeyecek misin,değildir artık esirin. Yolu,bahtı açık,şansı bol olsun,öyle avunurum dersin.Önceden yediğinin onda birini yersin,çünkü bilmezsin,senin boğazından geçen kadar onunkinden geçiyor mudur,kimse onu üzüyor mudur,sana ihtiyaç duyuyor mudur…mudur…mudur…mudur
Arasın diye beklersin.Aramadığında kötüye yormamayı öğrenmeye çalışırsın. İki dakikalık sohbet üç öğün yemek gibidir.Hele ki mutlu olduğunu bildiğinde senden keyiflisi yoktur.
Bilirsin,kaçınılmaz,bir gün her şey sona erecek.Dua edersin,sıralı olsun.Yine de yetinmezsin ve dersin ki: Ölüm allahın emri,ayrılık olmasaydı.
Kanıtlanmış değildir o kadarı.Ancak,öyle inanılır ki yukarıdan bakanın görür gözleri.Birdir yüreği.Oradan bile korur,kollar,tutar dileği.Sen onu unutmazsın,o seni unutmaz.Yanında olmak için hiçbir şeyden kaçınmazsın. Rüyada görünmek için fırsat kaçırmazsın ama rahatsız etmemek için de uzatmazsın.Bilirsin,hiçbir rüya sonuna varmaz,sonu sahibine bırakılır. Tıpkı,şimdi olduğu gibi…
Rahmetli annemin sık giydiği,çok cepli ve fermuarlı yeleğini onu kaybettikten sonra kimseye vermeye kıyamamış, kendime saklamıştım.Her kış en az bir kaç kez giyerim.
Geçenlerde yine sırtıma geçirdim.Oldum olası çok cepli giysiler hoşuma gider.Bir süreliğine de olsa çanta taşımaktan kurtarır beni.Bahsettiğim yeleğin o kadar çok cebi var ki keşfetmek bile bayağı zaman alır.
Yeleğin gizli bir cebini çok geç farkettim. Dışarıdan gözüken başka bir cebin içinde,tam sol göğüs üstünde,yani kalp hizasında.
Cep içinde bir çengelli iğne.En büyüğünden.Belli ki tedbirli hatun dışarıda kıyafetinin fermuar veya düğmesine bir şey olursa diye emniyet olarak bulundurmuş.
O yelek ve gizli cebindeki bu çengelli iğnenin,öte tarafta olsa bile,yıllar sonra sol yanımdan beni ona bağlayacağını nereden bilsin iliştirirken.
Kaybettiklerimizin hatıraları bir şekilde bizi buluyor,bırakmıyor. İşaretler yakınımızda,etrafımızda. Farkında olsak da olmasak da.
Hayatta her şeyin bir mühendislik olduğu fikri bana hiç yanlış gelmez. Üniversitede birçok spesifik alanın mühendisliği öğretilir.Aslı mühendislik olmayan eğitimlerin içinde mühendislik yaklaşımı,sonuç başka şeylere evrilse de o kavram az çok vardır.
Kelimelerle oynamak da mühendisliktir. Sadece ilham,esin yetmez;çalışmak,inşa etmek,kurgulamak gerekir.Roman,şiir, öykü böyle vücut bulur.
Her tür mühendisliğin eğitimini hakkıyla alan,uygulamasını başarıyla yapabilen,o kavramı işleyebilen öncüdür.Tüm meslekler tek bir mesleğe indirgense bu mühendislik olurdu diye düşünürüm.
Bazen soruyorlar.Yazdığını bilmiyorduk, şahit olmamıştık diyorlar.(Okuduğumu herkes bilir.)
Hep yazardım.Hiç atmadım.Sadece uygun bir zaman,mecra bekledim.Bazen buldum,paylaştım.Bazen beklettim.
Özellikle akıllı cep telefonu ve uygulamaların gelişmesi beni not tutup yazmaya,daha çok ve kolay kayıt altına almaya,paylaşmaya sevk etti.
Önceden cebimde kağıt kalem dolaşır,esinlenince not alır,sonra yazardım.Haliyle bazen kesintiye uğrar,tamamlanmazdı.Artık anında,kolayca akıllı cihazlara kaydedebiliyorum.
Teknolojinin hayatıma getirdiği bir güzellik,kazanım.Doğru kullanıldığında hayatı kolaylaştırmakla kalmıyor,insana farklı açılımlar da sağlıyor.
O kadar güzel türkülerimiz,ezgilerimiz var ki kendi yağımızla kavrulurken müzisyenlerimiz toplumun hoşuna gidecek düzenlemelerle onları farklı zamanlarda beğeniye sunuyor,çoğunluk kabul görüyor,beğenilmeyen versiyonlar da oluyor,o da işin riski.
Öte yandan dünyaca ünlü müzisyenlerin, aranjörlerin sadece bizim kulağımıza, beğenimize göre değil de evrensel beğeniye sunulacak şekilde düzenlediği ezgilerimiz yeri yerinden oynatırdı gibime geliyor.
Örneğin Metallica,Iron Maiden,Three Days Grace,Cage and the Elephant tarafından düzenlenmiş,yorumlanan Kesik Çayır,Merdo,Zalım,Nem Kaldı, Gönül Dağı,Zülüf hayal ederim hep.
Repertuarını en sevdiğim müzik gruplarından Yeni Türkü’nün tribute albümünü dinledim.
Müzikleri gerçekten zamansız.Her zaman dinlenir.Kâh gerilere götürür,bir şeyleri hatırlatır,kâh güncel yorumu ile günü doldurur,güzelleştirir.
Hemen her şarkısını ayrı sevmekle birlikte bu albümde “Bana bir masal anlat baba” ve “Fırtına” yeniden yorumları favorilerim oldu.
Belki de en vazgeçilmez Yeni Türkü şarkısı “Olmasa Mektubun” okuyan Ecem Erkek’in yorumuna doğrusu şapka çıkartılır.Güldüren kız Naime,çok güzel sahip çıkmış esere ve sesine,ayrı bir tat vermiş albüme.