Diyalog müzesi

Bugün evlatlarla hayattaki en gerçekçi ve zorlu empati deneyimini birlikte yaşadık.
Diyalog müzesinde “Karanlıkta diyalog” etkinliği ile bir saatliğine görme engellilerin günlük yaşamda ne gibi zorluklar yaşadığını birebir deneyimledik. Bir saatin sonunda bizi birazdan aydınlığa çıkaracağını söyleyen görme engelli rehberimizin yerine kendimizi koyarken ve geride karanlığı bir hayat boyu sahiplenmek zorunda olduklarını bilirken oradan ayrıldığımıza sevinemedik. Zihinlerdeki ve kalplerdeki karanlığın çok daha zorlu ve katlanılmaz olduğunu onun koşullarını deneyimlerken sohbetinin tadından çok iyi anladık.

Şoför Mehmet,Şoför Nebahat

Geçen sene Şoför Mehmet edindik,gerçi başka meşguliyetleri nedeniyle pek değerlendiremedik, bunda ürkekliğin de etkisi oldu.
Bu sene bir de Şoför Nebahat katıldı, böylece artık şoför sorunumuz kalmadı, hatta kadro fazlası var.
Bu demektir ki ikincisini-üçüncüsünü alamıyorsan,altındaki araba kayıyor.
Ehliyeti veren,arabayı da verir mi demeli yoksa ehliyeti alan,arabayı da alır mı bilemedim.
Her halükarda artık konu dışıyım.

Nerede yaşayacağım?

Ülkenin konumunu,coğrafyasını, yozlaştırılan tarafları olsa da kültürünü seviyorum;ortalama insan kaynağını, değersizleştirdiği yaşam ortamını ve arafta kalan unsurları ise sevmiyorum.
Daha medeni yaşam ortamları bulsam da yurt dışına gitmeyi,oralarda vakit geçirmeyi ve hatta sürekli yaşamayı aidiyet duygusu hissetmediğim için sevmiyor ve düşünemiyorum.
Pekiyi ben nerede yaşayacağım?

Dizi

Neden dizi izlemem?
12-13 bölümde karakterler masumdan zanlıya; doğrudan yanlışa;sevecenden gaddara o kadar değişiyor ki yok artık dedirtiyor.
İyidir veya kötüdür;iyinin kötü halleri, kötünün de nadiren iyi halleri olur ancak bir uçtan diğerine bu kadar savrulmaz.
Senarist,yönetmen sakız çiğneyecek diye midemi bulandıramam.

Kötülük kaynağı kim?

İnsanı yaşatamayan cahiller hıncını hayvandan almaya çalışıyor.
Bu dünyadaki kötülüklerin kaynağı insandır.
Ne yaradan ne hayvan.

Mükemmeliyetçilik

Güzel bir yazı okudum.
Kendini mükemmeliyetçi olarak tanımlayanların sayısı hiç de azımsanmayacak kadar çok diyor.
Pekiyi mükemmeliyetçi olmak mükemmel olmak anlamına mı geliyor? Tabii ki hayır.
Mükemmelin peşinde koşmak iyi mi,kötü mü?
Dozunda bırakıldığı taktirde mükemmel için çabalamak iyi. İşte okuduğum yazı tam da burada noktayı koymuş.
Yeterince iyi olanı kabul edin diyor.
Tam da bu.
Çalışmış,çabalamış ve makul seviyede iyiye ulaşmışsa o da onun mükemmelidir.
Onu kabul ve takdir etmek de mükemmel bir şeydir.

Doğru zaman

Okurken kitabı bitirmek,alabileceğin zevk ve bilginin azamisini almak hedef olmalı okur için.
Bazı kitaplar için durum böyle değil!…
Tekrar okuyabileceğini bilsen de ilk okumanın keşif güzelliğini daha uzun yaşamak uğruna bitmesini istemeyeceğin kitaplar vardır.
Galiba hayatımda bu durumda olabilecek bazı kitapları geç okuduğum için yaşamda ıskaladığım şeyler olduğu duygusu hakim.
BEN o bilinçle DOĞRU zamanı beklemiş olmasam da,ZAMAN doğru beni yakalamak için bu gecikmeyi sağlamış olabilir.
Kıssadan hisse,bazen gecikmeler aldığın hazzı arttırabiliyor.
Ama bu çoğu zaman kitaplarda yazmıyor,yaşayarak öğreniliyor.

Ödül

Bazen hayatın bana gizliden gizliye bir oyun oynadığını,bunu da gerekli zamanlarda açığa vurduğunu düşünürüm.

Paralelde gelişigüzel bir seçimle okuduğum iki hikaye kitabının ilkinde savaşın eril bir şey olduğunu ve dünyayı kadınların kurtaracağını anlatırken,geçiş yaptığım diğer kitapta karşıma çıkan ilk hikayenin bunu destekler tarzda bir konusunun olmasını kendime başka nasıl açıklayabilirim?

Hani ayarlasan olmaz denen bu akış ve sıralama bir tesadüfle açıklanamayacak kadar sık gerçekleşiyorsa bunun bir mesaj olduğunu düşünmek çok mu ileri gitmek olur?

Hiçbir zaman özel bir insan olduğumu düşünmedim,herkes gibiydim hep. Bir farkla. Hep şanslı olduğumu düşünmekle birlikte bunun aslında şans değil,yaradan tarafından doğru ve dürüst davranışlar karşılığı verilen bir ödül olduğunu duyumsamaya başladım.

O zaman şaşma,devam et.

Diplomasi

Dış ülkelere bağırıp çağıran,ayar veren siyasileri ve devletin arkasına saklanmış ara sokak kabadayılarını milli gururunun okşandığı düşüncesiyle takdir edenler,bunun gerçek güç gösterisi olduğu hissine kapılanlar var.
Diplomasinin böyle bir şey olmadığı gerçeğiyle yüzleşince her şey çok zor olabilir.
Olur olmaz dış dünyaya posta koyan siyasilerin mesnetsiz cahil cesaretinin bedeli ileride millete çıkabilir. Bu duruma güvenip gücünü korumak adına milli duygularla oynayan ve böylece milletin değil ama kendi şahsi geleceğini kurtardığını düşünen zavallıların ve bunlara prim tanıyanların aydıklarında bu toprakların altında bile kendilerine yer bulamayacaklarını umuyorum.
Bu ne biçim global dünya ki içeride prim yapmaya çalışan dışarıya çemkiriyor ve hala körler sağırlar birbirini ağırlıyor.

Devlet ana ve baba

Bazı devletler var ki yönetim organı işleyişi belirsiz değil,apaçık.
Buralarda devlet BABA veya ANA değilse yaşanabilir.
BaBaYsA zulmünden,AnAySa şefkatinden korusun!…
Bazıları da belirsiz ötesi,hatta kişiye ya da ANA’ya BABA’ya özel ?!…

İşte onlar için eğitim eleştirmeni William Godwin taa 18.yüzyılda şöyle demiş:
“Son derece belirsiz bir organın yönetimi altına son derece güçlü bir mekanizma vermeden önce,ne yaptığımızı iyice kavramamız gerekmektedir.Hükümet onu çalıştırmaktan,kollarını güçlendirmekten ve kurumlarını sürekli kılmaktan geri durmayacaktır.”

Bizler,21.yüzyılda güçlü mekanizmaları yönetim organına verirken ne yaptığımızı gerçekten kavrıyor muyuz?
O ,kollarını güçlendirip kurumlarını sürekli kılmaktan geri duruyor mu?
Yoksa;
Öp bizi ANA,kurtar bizi BABA.