Cem Yılmaz

İşini iyi yapmanın,bunun için gerekli donanıma sahip olmanın,böbürlenmeden alçak gönüllü, kendini öven değil, toplumun övdüğü insan olmanın tüm haklı gururunu üzerinde taşıyor.

Yaptıklarıyla insanları salt güldürmeyen, güldürürken düşündüren,söylediklerini tam anlamak,hiçbir şey kaçırmamak için belki birkaç kez dinlemeyi/izlemeyi gerektiren,entellektüel seviyesi yüksek ancak halktan da kopuk değil.

Yaşamı Türkiye’de bu döneme denk geldiği için hayıflanan bir çok kişi için bir nevi teselli vesilesi,modern Nasrettin hoca dense yeridir.

Yaptıkları arasında beğendikleriniz olur,beğenmedikleriniz de.Ancak böyle bir zekaya ve beceriye ancak şapka çıkartılır.

İyi ki var dediklerimden.

Anlayış meselesi

Hafta sonu İngiltere Premier League maçlarını izledim.

Son haftalara girilirken şampiyonluk veya kümede kalma hedefi oynanan son maçlara bağlı olan takımlar da var,rahat olanlar da.

Birbirleriyle yaptıkları maçlarda rakip takımın durumuna bakmaksızın somut bir hedefi kalmamış olanlar bile son dakikaya kadar çatır çatır mücadele ediyorlar.

Bu anlayış sadece futbol ile ilgili bir şey değil.İşine,takımına,arkadaşına,hocasına, taraftarına saygı gereği.İdare edeyim,biz nasıl olsa rahatız,karşı tarafı gereksiz zorlamayayım gibi düşünceler yok.

Sahtekarlığın cirit attığı,nabza göre şerbet vermenin normal karşılandığı, gizli-açık şike ruhunun hakim olduğu ülkemin futbol ortamını düşününce utandım.

İşte bu yüzden halen modern dünyanın çok gerisindeyiz.Saygı,onur,iş ahlakı yok.Nadiren var dediğin yerlerde genel ortam ve anlayış nedeniyle pamuk ipliğine bağlı.Bu durum bizi sadece sporda değil,her şeyde geri bırakıyor.

Gerçeklere göre

Gerçeklere göre karar verebilmek çok önemli.Tabii ki tartışmasız,mutlak gerçeklerden bahsediyorum.Yoksa herkes kendine göre bir gerçek uydurabilir.

Örneğin,yapacağın iş için yeterli eğitim almamışsın.Teorinin yanı sıra yeterli pratiğin yok.O işe soyunmak gerçekleri görmeden hayal kurmak,işi şansa bırakmaktır.Şans insana bazen güler,her zaman değil.

Örneğin örneği,ekonomi eğitimi almamışsın.Teori yok,pratik hasbelkader sana bir şekilde verilen makamlar üzerinden deneme yanılma yoluyla edinmeye çalışıyorsun.Bilenden,tecrübe edenden yararlanmıyorsun.Nasıl başarılı olursun?

Pekiyi,bu örneğe prim tanıyan açısından bakalım.Bu yoksunluğu iş başına getirince sonucu şansa bırakmış olmuyor musun?Şansın yüzüne gülmediğini anlamak için sürünmeye gerek yok.Başka bir denemeye kalkacak kadar da vakit…

O zaman hatalardan ders alarak işi bilene,eğitimini alana,pratiğini yapana,başarmak için gerekli yetkinliklere sahip olana vermeli.Hiç değilse ben gerçeklere göre karar verdim denilebilir.O taktirde,başarı,senin de başarın olur.Başarısızlık halinde ise o senin başarısızlığın olmaz.

İletişimememe?!…

Bazı fonksiyonlar,işler küçümsenir,yeteri kadar önemsenmez.Özellikle,bazı büyük büyük başlı insanların her şeyi bildiği, her işi en doğrusuyla yapabileceği varsayılır.Oysa öyle değildir.Günümüzde bir çok iş,fonksiyon uzmanlık gerektiriyor ve günümüz insanının üstün özellikleri olsa bile tümüne sahip ve hakim olması mümkün değil.

Ülkeyi yönetebileceği düşünülen insanların,o işe nazaran görece basit ve kolay görünen bir iletişim ağını, durumunu,mekanizmasını iyi yönetememesi güncel bir örnek.

Neden bu insanların iletişim danışmanları olmaz? Olursa egoları mı söner acaba?

İzlediğim bir dizi. Borgen. Kadın bir başbakanın politik çarklar arasında yolunu bulmaya çalışırken ne tür oyunlara,dalaverelere maruz ve mecbur kaldığını anlatırken,yanındaki baş aktörlerden biri de basın ve iletişim danışmanı.

Üstü kapalı referans verdiğim yerli örneğin böyle bir danışmanı varsa ve ona rağmen iletişim kazalarını yaşıyorsa derhal değiştirmeli,çünkü günümüz Türkiye’sinde artık kendi cephesinin hassasiyetlerini gözetmeden bir yere varılamayacağını anlayamayan bir politik aktörden ülke yönetmesini, hele hele demokratikleşmeyi beklemek safdillik olur.

Güzel olan ise o ya da bu şekilde ibrenin yavaş YAVAŞ doğru tarafa kayması. Umalım o tarafın iletişim danışmanı vardır ve beceriklidir.

Kendine açıklama

Hiçbir kalıba girmek istemiyorsun.Bir şeyler kanıtlama peşinde değilsin.Hiç kabul görmese bile sadece kendini ifade etmiş olmak yetiyor.Adını koymadan yazmak istiyorsun.Yazarken kullandığın şekil nedeniyle isimlendirilme peşinde değilsin.Öyle istedin,öyle yaptın.Bu kadar açık,net ve basit.Yarışmak,kategorize edilmek,önemli veya önemsiz bulunmak ilgilendirmiyor.Beğenmemeye şartlanan insanlar uzak olsun,beğenilmek de gereğinden fazla önem taşımıyor.Kendi halinde,kendi yerinde,başka bir kaygı duymadan yazmak,okumak,tarihine not düşmek istiyorsun.Çok beğenildi diye yazmayı sürdürecek, beğenilmedi diye vazgeçecek değilsin.Devamını kendi arzun,iraden,gücün belirler.Benimseyen okumaya devam eder,hoş bulmayan bakmaz bile,gönlü bilir.Duygularının esiri,düşüncelerinin hamisi ve her ikisinin kalemi-klavyesi olmak sana yetiyor.Fazlası sadece istersen,istediğin zaman,en uygun zaman,belki de hiçbir zaman.

Kendine açıklama

Aforizma hayatlar

Aforizma olarak sıklıkla karşılaşırız da yapabilen var mıdır?

Size huzursuzluk veren,olumsuzluk aşılayan insanları hayatınızdan çıkarın denir ya,yapabilen varsa da çok değildir.

Hele bu insanlar akraba-i taallukattan ise daha zor.

Bu konuda acımasız olmakla övünecek değilim.Ancak,benimsediğim aforizma ve davranışları hayatıma geçirmek gibi bir prensibim var.

Hepimiz hayata bir kez geliyoruz.Hele ki haksızca yaşamınıza ipotek koymaya kalkanlara sakın esir olmayın.Gaddarlık değil,kolay değil,ancak imkansız da değil.

Bu tür insanları hayattan çıkarınca mutluluk ve rahatın garantisi yok tabii ki.Ancak,yolu temizleyerek devam edince olasılık daha yüksek diye düşünürseniz çekinmeyin.

Öz saygı her şeyden önemli.Kendisine saygı duymayanın,kendisini sevmeyenin başkasıyla işi zaten zor.Bırakın başkaları size layık olmak için mutluluk vermek, saygı duymak zorunda olduklarını, üstelik bunu bir kez değil her daim yapmak durumunda olduklarını bilsinler,öğrensinler.

Öğrenemeyenler için kural basit: Halep oradaysa,arşın burada.

Sen sen değilsen

Hayatta en zavallı insanlar kendilerini olduğundan farklı göstermeye çalışanlar diye inanırım.Öyle ya,olmaya özendiğin kişi değilsin,kendi hallerinle de barışık değilsin.

Örneğin,sadece klasik müzik dinlediğini, hep belgesel izlediğini,hiç yalan söylemediğini iddia edeni,bilmediğini açığa vuramayanı,statü peşinde aslını inkar edeni an gelir,en olmak istemedikleri hallerde görürüz.

Kendi başına kaldıklarında gerçek halleriyle yaşayan bu tip insanlar toplum içindeyken kamufle olabildiklerini düşünürler.

Oysa dikkatli gözler,akıllı zihinler, kuvvetli izlenimciler bu durumu rahatlıkla ayırt eder.

Çelişik halleri yüze vuran oluyordur, idare eden de.Ben bu tip insanları hayatımdan çıkarıyorum.Çıkaramadığım da oluyor.İşte o zaman özendikleri profile ne kadar benzediklerini söyleyerek ki bu da benim beyaz yalanım,onları mutlu ediyor,kendimce eğleniyor,kafa buluyorum.

İnsan gibi insan zaten çok kalmadı,bir de sahtesiyle vakit geçirmeye değmez. Zorunluysak bari eğlenelim.

Sen sen değilsen

App

Hayatımız aplikasyon/uygulama doldu.

Bilet almak,alışveriş yapmak,banka işlemleri,dil öğrenimi,oyunlar,say sayabildiğin kadar,her şey aplikasyon olarak cep telefonunda,el altında.

Öyle bir boyuta geldi ki gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası oldu.Gerçek de aplikasyon içinde,hayal de.

Fotojenik değilimdir,fotoğraf verirken gülmekte hep zorlanırım.Bu yüzden şöyle gülerek güzel poz verebilenlere hep imrenmişimdir.

Aplikasyon dünyası buna da çözüm bulmuş.İlgilenmemiştim,daha fazla kayıtsız kalamadım.

Öyle ya gerçek hayat yüzümüzü güldürmüyorsa,yüzü güldürecek bir uygulama üretmek insanın boynunun borcu olsa gerek:) Hayatı değiştirmek daha zor,zahmetli.

Sonunda güler yüzlü bir sürü fotoğrafım oldu.İnsanı kolay güldürmeyen hayata mı yanayım,öyle ya da böyle yapay da olsa gülsek ne kadar güzel olacağını gösteren olanaklara teşekkür mü edeyim bilemedim.

Bu arada sınırlı sayıda gülüş biçimi aplikasyonda ücretsiz.Farklı gülüş biçimlerini yüze yapıştırmak istersen ücret ödeyeceksin. Al sana doyasıya gülememek için bir neden daha!…

Bir başına,yalnız

Okuduğum bir metinde çarpıcı bir ifadeye rastladım.”Bir başına olmakla, yalnız olmak arasında fark vardır.”

Günümüz insanını,toplumu oluşturan bireyleri anlatmıyor mu? Benzer duygu ve düşünceler içerisinde olan bir çok insan,aslında yalnız değiller,ancak çoğu bir başına.

Özellikle bizim gibi örgütlenemeyen, örgütlenmesi bilinçli bir şekilde akamete uğratılmış toplumlarda insanlar giderek daha fazla kendilerini bir başına hissediyorlar.

Esasen yalnız değiller,Gezi’de görüldü, benzer düşünen bir çok insan var.Güce karşı düşüncelerini ifade ettikleri için cezalandırıldılar,diğerlerine göre çok daha büyük bedel ödemek zorunda kalanlar var.

İşte onların bir başına hissetmesini engellememiz gereken günlerden geçiyoruz.Yazarak,çizerek,bağırarak, karşı çıkarak,boyun eğmeyerek,zamanı geldiğinde adaleti ayaklar altına alıp zulmü gözü kapalı uygulayanları en layık oldukları şekilde cezalandırarak…

Sembol isim:Kavala.Yalnız değil,ancak maalesef hücrede,bir başına.

Ona haksız yere bu zulmü uygulayanlar bugün bir başına değiller,örgütlüler. Ancak tarihteki yerleri kesinlikle kopkoyu bir yalnızlık olacak.

Konuşanlar

Daha önce de bir vesile ile görüş belirtmiştim.

Hasan Can Kaya Konuşanlar programı üzerine çok yorum yapılıyor.

Programdaki konuşma dilinin argo,ayıp, küfür içermesinin rahatsızlık verdiği söyleniyor.Programın izlenmesi zorunlu değil,istemeyen ve beğenmeyen izlemez, olur biter.

Efendim örnek oluyor,çoluk çocuk öğreniyor,toplumu zehirliyor v.s. Kardeşim,örnek olmaya gelince ücretli bir kanalda talebe bağlı izlenebilecek programa mı kaldı iş.Memleket soyuluyor,yalaka müteahhit milletin bir tarafına koyduğunu açıklıyor,çoluk çocuğa örnek olmuyor da buna mı kaldık.

Programa katılan da izleyen de neyle karşılaşacağını bildikten ve eğlenmek adına razı olduktan sonra,hele ki yasaklamayı düşünmek düpedüz sansüre girer.

Çağımızda yasaklayarak hiçbir şey elde edilemeyeceğini öğrenemeyecek miyiz?

Başka bir eleştiri katılımcı kitlenin seçilmiş ve durumun mizansen olduğu hakkında.Olmadığı açıklandı ancak diyelim ki öyle,ne farkeder?Amaç eğlenmek olduktan sonra seçilmiş olsa ne yazar,spontane,doğal olsa ne yazar?

Dışarıdan format satın alıp uyarlamakla ömür tüketenlerin böyle orijinal bir içeriğe meyveli ağaç taşlanır misali dil uzatması çok normal.

Şahsen edepli,terbiyeli,nerede nasıl davranılması gerektiğini gayet iyi bilen bir vatandaş olarak program sahibini ve içeriği samimiyeti nedeniyle kutluyorum.

İçinde tuttuklarını dile getirememek nedeniyle zehirlenenlere,samimiyetsiz ve yersiz kibarlık budalalarına inat izliyor,hatta izlerken gönlümden ve aklımdan hak ettiğini düşündüğüm bir dolu insana dileklerimi gönderiyorum.

Yüreğine sağlık Hasan Can Kaya. Samimiyete,zehir akıtmaya ve doğallığa çanak tuttuğun için tebrikler.