Göçmen

Günümüzde göçmen olmak küçülen dünyada,çetrefilleşen yaşamda doğal bir süreç neredeyse.İnsanların doğdukları, bulundukları yere hapsolmak zorunda kalmaması,uygun durumlarda başka ülkelere,coğrafyalara gitmeleri sık rastlanır ve anlaşılır bir durum.

Yeni de değil,hep vardı.Günümüz koşullarında,kaygı veren ve itiraz edilen özellikle Türkiye için,bunun kontrolsüz bir sürece dönüşmesi.

Savaştan kaçan insanlara kucak açmak,daha iyi bir yaşam peşinde koşanlara olanak tanımak,etnik kimliği nedeniyle yer değiştirmek zorunda olanı kabul etmek belli koşullar ve sınırlar dahilinde olmak kaydıyla son derece insancıl,doğal.

Bunun yanında bilinçli bir şekilde demografik yapıyı değiştirmek,siyasi emellere hizmet edecek kontrolsüz göçe izin vermek,göç alan yerdeki nüfusun hassasiyetlerini göz ardı etmek v.b tutumlar bu konuya bakış açısını olumsuz etkiliyor ve sonuç olarak herkese zarar veriyor.

Bir başka bakış açısıyla aslında herkes göçmen değil mi? İnsanoğlu,dünyayı pay etmeyi,kendine sınırlar çizmeyi, diğerini ötekileştirmeyi kendisi uydurmuş değil mi? Bugün var,yarın yok yaşamda aşırı sahiplenme,kendini fazla önemseme, değerler yaratıp ayrışma işte geldik gidiyoruz dediğimiz dünyada ne kadar geçerli ve anlamlı?…

Ustam diyor ki

Adını anmaktan bıkmadığım Şükrü Erbaş ne güzel tanımlıyor olanı biteni.
Gel de anma,yüz sürme,el öpme.
Kendi ifade ettiği gibi,hayır diyemeyip katıldığı konuşmalarda yazdıklarının nasıl ete kemiğe büründüğünü, dinleyiciler de yaşadıkları boğuntunun nasıl dile dönüştüğünü görüyorlar.
Şuna kim itiraz edebilir?
“Sanırım bize korkuyu öğrettiler sonunda. Sistematik bir cehalet bir şiddetle öğretti bunu.Küçümsediğimiz aptallık öğretti…
Bütün bir toplum,aptal bir uyuşukluk içinde kötülüğün kendi kendini yok etmesini bekliyoruz.”
Deme öyle anam,babam deme…Yüze vurma ayıbı.Hani bunun çözümü?

İnsanlarım-8 Suavi

Sesi büyülü adam.Sade sesi değil,tavrı da büyülü.Aklı,yolu büyülü.

Öyle güzel ezgileri o kadar güzel okur ki kulaklar patlayıncaya dinlenir.Albümü otomatik tekrara alsan yeridir. Çaldıkça,döndükçe o büyü tekrar tekrar yaşanır,dinledikçe zevki katlanır.

Sazla söz,gülle diken arasında bir bağ var aramızda,tanışmasak da.

SüRdÜrÜlEbİlİrLiK

Ulu orta,ilgili ilgisiz,ileri geri her yerde kullanılan bir kavram: Sürdürülebilirlik.

İnsanların -mış gibi yaşamalarından kaynaklandığını düşünüyorum. Kendilerini bir şemsiye altına atmaya çalışıyorlar.

Sürdürmek,korumak,kaybetmemek neden önemli?İyi bir şey yaparsan,ona sahip olursan bunu kaybetmek istemezsin.Onun için de gereğini yaparsın,niye yapmayasın ki?

İşte insana,ortama,yaşama kaybolan güven insanları bu tür bir kavramı öncelemeye itiyor.Kaybetmeyeyim, koruyayım kaygısı aslında tekrar tekrar yapabileceğinden,sahip çıkabileceğinden emin olamamaktan kaynaklanıyor.Emin olamamanın nedeni de insanların düşük performansı,verimsizliği,güvensizliği, çabuk vazgeçmesi ve bunun gibi olumsuz özellikleri.

Bir şey iyiyse,doğruysa,güzelse kendiliğinden devam edebilmeli,onun için kolaylaştırıcı,koruyucu,garanti altına alma dürtüsü olmamalı,doğalı bu.

Acı gerçek şu ki artık yaşam doğal değil,çoğu şey yapay,arızalı,sorunlu. Değilse bile güven yok öyle kalacağına,o yüzden sürdürülebilirlik dile pelesenk. Ancak bu hale de sen getirdin be ……(fill in the blanks)

İnsanlarım-7 Zülfü Livaneli

Bu dünyaya fazla.
Türkiye’ye ultra lüks.
Allah insanları sevdiği için onu bize bağışlıyor olmalı.
Hiç bir zaman kıymeti tam olarak bilinmedi.
Yazdıklarını okudukça,bestelerini dinledikçe tekrar tekrar hayranı olunur Livaneli’nin.
Dünyayı güzellik kurtarsın ve onu sevmekle,dinlemekle,okumakla başlasın her şey.

Nush

İnternetten satış yapan kuruluşların müşteri hizmetlerine çoğumuzun işi düşmüştür.Maalesef demeliyim.

Bir olumsuzluk durumunda sistemimizdeki teknik bir arıza nedeniyle,prosedürlerimiz gereği v.b açıklamalarla geçiştirilmeye tahammülüm yok.Olumsuzluğu öngörecek,müşteriyi mağdur etmeyecek yöntemleri önceden geliştireceksin.Yoksa böyle bir durumda olan ya cevap vermekle yükümlü ön plandaki görevliye ya da çoğunluk müşteriye oluyor.

Alttan alınabilecek,idare edilebilecek durum varsa sabırlı davranıyorum. Ancak,açık bir haksızlık,pervasızlık, sistemsizlik varsa sabıra gerek yok.Öyle kibar davranarak problemi çözemiyor ve mağdur kalmayı kabullenmeye zorlanıyorsunuz.

Sorunun giderilmesi adına somut adım atılmıyor,kaynağı hakkında makul gerekçe gösterilmiyorsa sert,tavizsiz, gerekirse kaba ve kararlı davranıyor, hakkımı alana kadar herkesin burnundan getirecek derecede agresif hareket ediyorum.Detayı bana kalsın.Çok denedim.Maalesef işiniz başka türlü çözülmüyor.

Uygar olmayan,uygar olmak için çabalamayan,uygarlaşma çabası içindekilere de saygı göstermeyen bir toplumda yaşıyorsan Ziya Paşa’nın dediği gibi “nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.”

İnsanlarım-6 Pele

Benim için futbol önce Pele demektir. Tam zamanlı yakalayamamış olsam da sonradan izlediğim kısmı anlamaya yetti.

Dünya sansasyonel bir gezegen olmadan,futbol endüstrileşmeden ve paraya tutsak edilmeden önceki ilk ve belki de tek süper yetenek idi. Endüstrileşen futbol o kadar çok yıldız,yetenek çıkardı ki Pele adeta organik kaldı.

Onu bu kadar uzun yaşatan ölümsüz bir ilah olmasıdır.Tüm zamanların ilk onbirindeki yeri ve süper yeteneklerin birincisi olduğu tartışılmaz.

Şarkı ve yorumcu

Bazı şarkılar dinler,çok beğenirsiniz,size hitap eder,hayattan izler taşır, düşünürsünüz ki zamanla hayatınızda daha da iz bırakacaktır.

İşte,o şarkıyı,daha çok sevdiğiniz,tavrını, yorumunu daha çok beğendiğiniz birinin söylemesini istersiniz,yazık olmuş başkasına gitmiş diye hayıflanırsınız.

Geç farkettiğim şarkılardan biri Nasır’ı ilk dinlediğimden itibaren hep Emel Sayın’ın sesinden dinlemeyi hayal ettim.Ne güzel olurdu,keyfim ikiye katlanırdı diye düşündüm.Şöyle gözlerini süze süze,ellerini büke büke “ben duramam, buralar dar efendi” deyişi mest ederdi.

Zamanla böyle bir uygulama geliştirilir mi bilmem,al sevdiğin şarkıyı istediğin sesin yorumuna oturt,ondan dinlemenin keyfini sür.

Sporda kişilik,karakter ve sonuç

Uzun bir aradan sonra oğlumla Wimbledon finalini izledik.

Onun maçı izlemek istemesinin nedeni Nick Kyrgios.Ben de eşlik etmek istedim. O adama tahammül edemediğimi bilir, artık beni sinir etmek hoşuna gittiğinden mi,yoksa gerçekten böyle kontrolsüz ve hasta ruhlu sporcu kişilikler onun kuşağının ilgisini çektiğinden mi bilmem, maçın başından itibaren (biraz da beni kızdırmak adına) Krygios’u destekledi, onun karşısında kim olsa benim de onu destekleyeceğimi bilir.Çok sevmesem de Djokoviç taraftarıydım o gün.

İlk seti Kyrgios alsa da maçın sonucundan o denli emindim ki.Daha önce bir çok kez izlediğim bu iki oyuncudan Kyrgios’un hastalıklı davranış biçiminin maçı çıkaramayacağını, Djokoviç’in ise asla pes etmeyeceğini neredeyse adım gibi biliyordum.Ve oğluma dedim ki sen bu maçın sonunu izlemeyeceksin,çünkü maçın bittiği çok daha erkenden anlaşılacak.

Nitekim,tecrübe kazandı,sürpriz olmadı, Kyrgios saçmalamaya,sağa sola bağırıp söylenmeye,Djokoviç ise çok iyi bildiği işini yapmaya başladı.Üçüncü setin sonunda biz maçı izlemeyi bıraktık. Maçın sonucu malum.

Gençlere ne çok ders var buralarda. Süper yeteneklerin olabilir,başarı için bir çok özelliğe sahip olabilirsin,ancak kişilik özelliklerin,karakterin zayıfsa veya o düzey için yeterli değilse bir yere kadar gelebilir,daha ötesine geçemezsin. Wimbledon finali oynamak herkesin harcı değil,başarısız diyemeyiz,ancak o finali kazanmak da herkesin harcı değil, hele Kyrgios gibiler kendilerini değiştiremedikleri sürece oraya kadar gelseler de “loser” olmaya mahkumlar.

Kuşlar

Hayatımda kuşlar hep yer kapladı.

Yıllar önce beslediğim,ev arkadaşım haline dönüşen,ilgiden ağzımın içine düşen (fazlasını da yaptı) muhabbet kuşuyla mı başladı ilişkimiz bilmem. Belki vardır daha öncesi.

Balkonumda otururken etrafımı kaplayan güvercinler yem verdiğim için gelmediler,onlar ısrarla benimle arkadaşlık etmek istedikleri için yem verdim.

Şimdilerde kendi doğal stüdyom ev ortamımda yazdıklarımı uygulamaya okurken fonda cıvıl cıvıl kuş sesleri bana eşlik ediyor.Adeta onlarda yazdıklarıma katkı sağlıyor,laf yetiştiriyor.

Özgürlüğe düşkünlüğün bir tezahürü müdür,algıda seçicilik mi bilmem, içimdeki kuşlarla etrafımdakiler hep buluşuyor.Ama dilimde,ama göğsümde…