
Roger Federer


İç göçten nasibini fazlasıyla aldıktan sonra,artık sıra dış göç sınavında Antalya için.
Araplar,İsrailliler,mekan sahibi Almanlar ve zaten bir kasaba nüfusu kadar var olan Ruslar, Putin belası sonrası yeni Rusları,Ukraynalıları çağırdı,sokakta Türkçe anlaşmak zorlaştı.
Uyaroğlu vaktiyle Antalya’yı barış kenti ilan etmişti.Bakalım gelenler barışa mı geliyor, savaşı mı zorluyor,yaşayıp göreceğiz.

Siyasilerin birbirine racon keserken üzerimizden siyaset,algı operasyonu yapmayın v.b söylemleri ne kadar ayakları yere basmayan,saçma sapan,temeli olmayan,anlamsız bir söylem.
Siyasette karşıt görüşler,kendi görüşünü açıklayıp anlatmaya çalıştığı gibi,diğer görüşü çürütmeye,açıklarını bulmaya, değersizleştirmek için hata,kusur aramaya odaklanır,bu çok normal.
Siyaset yaparken başkasından izin almaya,görüş sormaya,onay beklemeye gerek yok.Görüşün,savın doğruysa onayı halk verir,anlatamadıysan,doğru veya geçerli değilse ona göre değerlendirilir.
Siyasilerin bu tür söylemlerle birbirlerine racon kesmeyi bırakıp halk için,millet için daha iyi neler yapılabilir, ona odaklanması gerekir.

KPSS soruları çalındığı için sınav tekrarlandı.Bir sürü insanın vakti,emeği, getiri,götürü,pazarı,ilgisiz olanlar bile etkilendi.
Sınav tekrar etmek çözüm mü?Herkes aynı performansı gösterebilecek mi?Sınav soruları daha öncede çalındığı halde bunun tekrarına engel olamayan zevat (veya zerzevat) acaba bu işte sorumlu değil mi? Ön plandaki birkaç görevliyi azletmek sorunu çözecek mi?Devletin içine çöreklenen bu aymaz, utanmaz,arlanmaz eşkıya sürüsünün beceriksizliğini,fütursuzluğunu halk daha ne kadar çekmek zorunda kalacak?
Hiçbir şey olmamış,sınavı tekrar etmek zorunda kalmak normalmiş gibi davranmak ve tabii buna örgütlü bir şekilde tepki gösteremeyip tıpış tıpış tekrar sınava girmek ne kadar da bizden davranışlar değil mi?
Koyun güden çoban sürüyü uçuruma sürüklüyor.Sürü kader diyor.

Başkalarına da oluyor mu bilmem.Farklı yılların aynı zaman dilimlerinde,hatta günlerinde planlamadan yolun aynı yerlere düşüyor olması?!…
Özellikle google geçmiş zaman hatırlatmaları ile yakalıyor olduğum bu tarih tesadüfleri acaba tekdüze,tekrar eden bir yaşam sürüldüğünün göstergesi mi;uzak kalınan,özlem duyulan kişilere, yerlere bağlılığın işareti mi yoksa ardında bir dizi tesadüf ve saiklerle gerçekleşen ilginç tecelliler mi var?
Üç,beş,sekiz,on yıl sonraki Mayıs’ın Ağustos’un,Kasım’ın aynı günlerinde ziyaret edilen şehirler,tam aynı güne denk gelmese de yakın tarih aralığında yol düşen mekanlar,yine biraraya gelinen dostlar…
Tesadüflere yer yok diyenleri bunların planlanmadığına ya da plan yaparken kontrol edilmeden hareket edildiğine ikna etmek zor.Sanki içsel bir yolculuk, bir kalbi yönlendirme var,adına tesadüf denilen.

Şimdilerde pişirilen senaryo hükümetin seçime kadar olan süreçte islami değer ortaklığı bulunan arap ülkelerini ikna ederek para pompalayacağı,yapay olarak sağlanan geçici iyileştirmeyle göz boyayarak,halkı işleri ancak kendilerinin düzeltebileceğine inandıracağı ve seçimi kazandıktan sonra asıl niyetlerini uygulamaya geçirmeye niyetleneceği şeklinde.
Kendi mevcudiyet ve bekasını her şeyin üstünde tutan zihniyet,tam olarak ne karşılığı sağlanacağı belli olmayan kaynak girişleriyle zaten ipotek altında olan ülkenin geleceğine son bir dinamit koymaya hazırlanıyor.
Bu oyunu ancak,sen-ben kavgasına düşülmeden doğru söylemlerle yapılacaklar çok iyi anlatılır,dönemin düzenbazlıkları tartışma götürmeyecek şekilde açığa çıkarılırsa (e bi zahmet artık-varsa ve kaldıysa) milletin sağduyusu bozabilir.Yoksa?!…Yandı gülüm keten helva.


Kendiyle barışık,haliyle mutlu olamayanların,bizden geçti,bu kadar oldu,mutluluğa yetmedi diyenlerin, dünyaya getirdikleri üzerinden mutlu olup kendini kanıtlamaya çalıştıkları evreleri şimdiye kadar kaçınılmaz geçirdik,bitmedi,bitmez zaten,kurgu böyle,bundan sonrasına eyvallah ettiğimiz kadar dayanıp yaşayacağız, yaşatacağız.
Neyse ki yavrulara görece geç sahip olmanın yüklediği ekstra bilinç ve koruma iç güdüsüyle,kasmayın,hayatı kendinize zehir etmeyin,geleceğe hazırlanmak için gününüzden vazgeçmeyin diyebilecek olgunluğa kavuştuk da yazık etmiyoruz önce etrafa sonra kendimize.
Hayat güzeldir,fark edene,yaşamasını bilene,dengede kalana,yerine göre gaza yerine göre basan frene,kazanır uzun erimde,mutlu olmak nedir ki,sevdiklerin yanında,kursakta birkaç lokma,hele varsa yeteneğin,cepte bil geleceğin, küpün dolduğu kadar,hayat olduğu kadar…
Bir kitap fuarıydı.Kızımla birlikte kitaplarını imzaladığı standa yaklaştık. Hal hatır sorduktan sonra,kızım için bir kitabını imzalamasını istediğimi söyledim ,yaşını sordu,cevap üzerine senin yaşlarındayken yazmaya başlamıştım dedi.İkimizde biliyorduk gençlerin az kitap okuduğunu,neredeyse hiç şiir okumadığını.Seçtiğim kitabını (Yaşıyoruz sessizce) uzattığımda yüzüme baktı ve imzalamak istemedi,eli gitmedi. Çocuklar her türlü duygunun farkında olsunlar dedim.Pırıl pırıl bir genç kızı o kitabın içindeki duygularla üzmek istemediğini söylemedi belki ama yüz ifadesinden anladım.
Eşini kaybetmesi üzerine yazdığı şiirlerden oluşan kitabını okurken ağlamıştım.Ben de kızımı üzmek istemiyordum ama o şiirler çok güzel ve özeldi.Yaş,cinsiyet ayırt etmezdi.
Şükrü Erbaş. İçimdeki şiir ateşini tekrar yakanlardan biri.Yazdıklarına doyulmaz babam.Kapımın eşiğinde,kirpiklerimden süzülen yaşlarla zat-ı âliniz yazmaya, bizler okumaya devam.

Benim gibi hesabını bilmeye özen gösterenlere,dozunda ve yerinde istatistiği sevenlere,gelirini, giderini,ne harcadığını,kazandığının neye yettiğini, niye gittiğini merak edenlere,ayağına göre yorgan,dar güne önlem almaya çalışanlara,parayla başka türlü oynama şansı olmadığı için uygulamayla yetinmek zorunda olanlara önerilir.
Test edilmiş,onaylanmış,ziyadesiyle memnun kalınmış,hatta reklamsız versiyonuna hızlıca geçiş sağlanmıştır.

Beyefendi,nüktedan,büyük şarkıların yorumcusu,büyük aşkların şahidi,ailenin sanatçısı oldu,hep öyle kaldı.
Ne demeli? İşte öyle bir şey!…
Ekibiyle yaptığı şarkıları dinlerken daha onlu,yirmili yaşlarda içimdeki fırtınayı bir de bana sor,dinmedi halâ…
‘Sen unutulacak kadın mısın?” diye sordu ya unutulacak adam da değil hani.
