Son

İnsan üstün donanıma sahip kusurlu bir yazılım.Yamalandıkça başka yerden pırtlıyor kusurları.Kendisiyle benzer özelliklere sahip evrenin içindeki etkileşimler nedeniyle gelişmeler,her zaman yerli yerine oturmayabiliyor,bir yeri düzeltip başka tarafı bozabiliyor. Galiba “son” biraz da bu nedenle var. Sınırların zorlanmasından kaynaklı karşılıklı vazgeçiş.

AI vs CLG

Son zamanlarda yapay zekanın yazım alanında birçok kişiye ufuklar açıp onları yazar durumuna getirebileceği konuşuluyor.Bu durumda zaten yazanlar ne yapacak,bununla başa çıkabilecek mi,yoksa yazarlığın yerini yapay zeka mı almış olacak?

İlk etapta yapay zeka etkisi yaşanacak gibi dursa da sonrasında yazım kalitesini arttırmaya,çeşitlendirmeye, kullanılacak sözcük ve cümle kalıplarında daha seçici ve dikkatli olmaya itecek olması nedeniyle yazanlara da hizmet edeceği düşünülebilir.

İnsan marifetiyle geliştirilen unsurların insanın marifet seviyesine erişebilmesi, nicel olarak erişse bile nitelik olarak duygu taşımadıkça geçmesi mümkün değil diye düşünürüm.

Yapay zeka bir Tolstoy,bir Nazım,bir Ahmet Ümit gibi yazabilir mi? İhtimal dahi vermiyorum.Bunun yanı sıra, ben gibi naçizane kendini ifade etmek üzere yazanların sarılabileceği şey, duygular ve onun sağladığı ifade biçimi.Zaten bu yönde üretimde bulunanların çekinmesi için neden yok.Öyleyse yazmaya devam.

Bayram mı?…

Şeker tadında bayram geçirmek için bugün yaşantımızda olan bir çok şeyden kurtulmamız gerekiyor.Yoksa,ne bayramı,kendimizi kandırıyoruz.Benim için bayram;
Depremde zarar görmüş herkesin başını sokabileceği bir yeri olmasıdır.
Şekere,ete,süte,yiyeceğe önce çocukların, sonra tüm ihtiyaç sahiplerinin ulaşmasıdır.
Haksız yere,usulsüz,mesnetsiz hapse tıkılan kişilerin özgürlüğe kavuşmasıdır.
Kazanç ve mevki uğruna insan hayatını hiçe sayanların,ihmal ve liyakatsizliği sonucu beceremediği işler yüzünden insanların hak ve yaşam kaybına neden olanların adilce yargılanması,ceza alması ve tekrarının önlenmiş olmasıdır.
Ağzında salya dolanan,etrafa çemkiren, onu bunu ayrıştırıp nefret kusan insan müsveddelerinin dinleyecek ve oy verecek insan;yatacak yer bulamamasıdır.
Fikrini,zikrini,dileğini özgürce dile getirmekten çekinmeyen insanların yazması,konuşması,tartışmasıdır.
O nedenle,bu bayram,orucunu boş yere aç susuz kalmadan hakkıyla,layıkıyla tutanların;yalana,dolana,ihanete başvurmayan,alet olmayanların bayramı olabilir ama bu kadar haksızlık, dengesizlik,yüzsüzlük karşısında,dini vecibesini yerine getirebilmiş olsa da olmasa da benim gibi hissedenlerin, düşünenlerin bayramı değil.

Kıl kavram

Duymaya katlanamadığım sözcükler var.
Açık açık…Onları istemiyorum.
Dile pelesenk olmuş,herkesin peşinde koştuğu,sakız gibi çiğnediği,pratikte değerli olsa da,yanından geçemeyecek, tanımlayamayacak olanlar tarafından bile tükürmesi kolay ve cılkı çıkmış kavramlar.
Bunların en yaygını sürdürülebilirlik.
Her yerde,her şeyde.Kusturana kadar.
Neredeyse işportacının,pazarcının dilinde.Söylemeye dil dönmüyor ama herkes peşinde.

Hayatımda olmasından,varlığından hoşnut olduğum şeylerin kalmasını, sürmesini isterim.Bunun için çabalarım. Korurum,kollarım,sakınırım, gereğini yaparım.Bunu sürdürülebilirlik diye süslemem,boyamam.Kullanan kullansın. Sakın bana demesin.Buz gibi soğurum.Ya da tersi, beni uzaklaştırmak amacıyla sık kullansın,sürdürülebilir bir ayrılığa sahip olsun.

Yapay gerçeklikte doğalın değeri

Herhangi bir metin yazmanın artık herkes için mümkün ve kolay olabileceği bir döneme giriyoruz.Bu metni o yüzden yazıyorum,henüz yapay zekâ bu işleri tam anlamıyla ele geçirmemişken…

Hikayeden şiire,köşe yazısından bilimsel makaleye,günlük e posta’dan rapora kadar her şey yapay zekâ sayesinde o konuda hiç tecrübesi,bilgisi olmayan kişiler tarafından bile “yazılabiliyormuş” gibi olacak.Aslında kendileri üretmediği halde…

Bilmenin değil yapabilmenin önemli olduğu bir çağdan çıkıyoruz artık. Herkesin her şeyi yapabildiği bir çağa adım atıyoruz.Yanı sıra organik,canlı, gerçek kavramı giderek daha fazla önem kazanıyor,kazanacak.

Doğalıyla,yapayı aynı zevki,gücü verir mi,tartışılır.Dağ bayır,ova yayla,deniz derya dolaşmakla elde edilecek zevk, kazanım,monitörden izlemekle aynı olabilir mi? Öte yandan,ömür boyu yapamayacaklarına hiç değilse bu şekilde ulaşmak bir kazanım değil mi?

İnsanın geliştirdiği her şey insana hizmet ediyor,edecek.Yapay zekâ için de durum farklı değil.Zamanla insan tarafından doğal olarak üretilen ile yapay zekâ ile üretilenin farkı daha iyi anlaşılıp duyumsandığında aslında yapay zekânın insanın değerine değer katıyor olduğu anlaşılacak.İş ki kötü insanlar tarafından kötü emeller uğruna kullanımın önüne geçilebilsin ve doğalına sahip olmayanlar tarafından yapayın sınırsız kullanımına engel olunabilsin.

Düzen

Hayatta düzene hep önem verdim,düzen içinde olunca rahat ettim.
Evimde,odamda,işimde,yaşamda hep bir plan,program oldu.
Abarttığımı düşünüp salmaya meyilli olduğum zamanlar olmadı değil,çok çabuk vazgeçtim.Nasıl rahat edeceksem, aklım nasıl salim kalacak,içime nasıl sığacaksa öyle yaptım;zorlamadan, gönülden…

Örneğin,yüzlerce uçak seyahati yaptım,bir kez uçuş kaçırmadım,hiçbir randevuma gecikmedim (nadiren gecikme riski olursa haber verip erteledim) kimseyi bekletmedim,saatin alarmı hiç çalmadı,anahtarımı hayatım boyunca bir kez unuttum,verdiğim sözleri hiç…

Bunu niye yazıyorum.
Kendime tapınmak için değil.
İyi bir şey olduğundan da emin değilim, ama ben böyleyim.Kişi kendinden bilir işi.İş mi şimdi benimkisi?…

Bu notu yazdığım cep telefonumdaki düzenim,son dönemdeki vazgeçilmezim.
İsimler,soyisimler tam,numara yazımı bir örnek.Ara sıra uygulamaları, widget’ları,sayfaları değiştirmeye yeltensem de kendime göre mükemmel bir düzeni bozuyorsam geri dönüş dakikalar almıyor.Duvar kağıdı, uygulama,renk,klasör seçimleri ayak izlerim.Telefondaki düzeni ancak cihazla birlikte kaybederim.

Kafamda tabular yok.Yeni şeyler keşfettikçe tabii ki düzen ile oynuyorum ama iyiyi koruyarak, sevilen ve yararlı alışkanlıklardan vazgeçmeden.Kendim için yarattığım düzenle mutluyum.

Hayattaki veya telefondaki düzeni kaybedersem biter miyim? Sanmam,yeniden başlar,tekrar ederim.
Çünkü,düzeni kuran benim,böyle mutluyum,hiç kaybettirmedi,yemin ederim.

ChatGPT

ChatGPT madem her şeye yanıt verebiliyor,bunu da yanıtlasın dedim.
Seçimi kazanmayı nasıl garanti altına alabiliriz diye sordum.
Çok zekice cevapladı.
Cevabın içinde hem iktidarın hem muhalefetin dikkate alması gereken şeyler var.
İnsandan daha zeki olmayabilir.Henüz!…
Daha ahlaklı olduğu ise neredeyse kesin.
Baksanıza,etik kurallar,demokratik değerler falan diyor.
Canım benim,masum ChatGPT’im.
Bakalım seni yozlaştırmak ne kadar vakit alacak.

Keriz kerteriz

İşte siyasette eleştirilen zihniyet bu. Koca koca adamlar kendilerini biricik ve vazgeçilmez görüyorlar. Lütfen anlayın bunu, biricik olan temsil ve idealize ettiğiniz düşünce sistemi,siz değilsiniz. Sizin gibi düşünen,sizin kadar yapabilecek bir sürü insan bulabiliriz. Sahip çıkmanız gereken kendiniz değil,sizinle beraber aynı ideal peşinde koşan kitleniz. Siz olmasanız da o idealler peşinde koşacak,onları temsil edecek birçok kişi bulabiliriz. Denecek ki ama biz herkesten daha iyi yaparız,bizim gibi yapan bulunmaz. Efendim,herkes böyle düşünse,herkes fikri yüceltmek yerine kendini yüceltse o zaman bölüne bölüne bir hiçsiniz. Oysa,nüans farkları da olsa,tarz tam uymasa da,hatta seçilen yol haritası başka bile olsa aynı ideal uğruna emin olduktan sonra ne farkeder,bir başkası veya siz? Bütünü parçalayan olmayın,bütünün parçası olmayı kabul ediniz,böyle böyle yücelirsiniz. Ha ısrar eder,egolarınıza yenik düşer,inatlaşır,hesaplaşır,meydan okur,zırvalama hakkımı kullanıyorum derseniz,kenarda beklersiniz,siz ve idealleriniz. Başkaları,kendi başka idealleri peşinde koşup sizinkileri ortadan kaldırırken seyredersiniz. Buna maruz kalan tek siz olsanız,dert değil,etti buldu deriz. Ama sade siz değilsiniz, sizinle birlikte yanacak olan sizi oraya taşıyan kitleniz. Şimdi karar veriniz ; ya kerizsiniz ya da kerteriz.

İnce işler

Adam kazandıyı zamanın şartlarında partisi,yönetimi aday gösterdi, destekledi,kazanamadı. Kazanamamasının nedenleri türlü çeşitli, içinden çıkamayız,ona girmemeli. Artık,şu noktada,hiç benzemezler bile geleceği kurtarmak için bir araya gelebilmişken,üstelik adına “memleket” dediği parti görünümlü küçük ölçek hayran kitlesi ile kime hizmet edeceği açıkça belli iken böylesi bir tutum içine girmesi ne kendisine yakışır ne de kabul edilebilir değil cidden.
Bu kadar ego hep eleştirdiği adamda da var.Üstelik,aday olabilmek için gerekli imzayı güdümlü olarak toplayabildiğinin belli olduğu ilk günden söylemleri, tavırları zamanında kendisine karşı kazanan adamı çağrıştırır tarzda.
Sanatçılara fırça,acayip benzetmeler,ona buna kafa tutma,sınırsız meydan okuma.
Millete mahalle kabadayısından,padişah bozuntusundan gına geldi,yenisini aramıyor ki.Milletin aradığı hak,hukuk, adalet,demokrasi.
O zaman bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.Niye kopyasını seçsin halk,ortada dururken o işin gurusu.Gel vazgeç bu sevdadan,arkanda iyi kötü yüzyıllık parti varken kazanamadın,şimdi çıkmış meydan okuyorsun,oyun taş çatlasa Yalova’nın yarısı.Egonu yenemeyip ayak dirersen,bizde saf sefil çoktur,boş lafa, külüstür vaade kanan her dem bulunur, sonra adın anılır yanı sıra yaşı da yakan odunun kurusu,ömür billah silemezsin, bu cenahta barınamazsın,çoluk çocuk, hayran teban görür seni akitlerin yanında da çizdirirsin karizmayı, bozarsın mekanizmayı,adam olmaz iki kere kaybeden birebirde,sonra yine adam kazandı deyip talim etme öğretim üyeliğine.Biraz ince gör bu zaviyeden işleri,biraz akıllı ol,boşa çıkar adının geçtiği ince işçiliği.

Ders

Ne yazık ki son depremle bir kez daha tecrübe edildi.Millet sadece başa bir bela gelince,herkes için olumsuz bir tablo oluşunca biraraya gelebiliyor,birbirine hoşgörü gösteriyor.

Normal zamanda sahip olunması gereken bu anlayışın neden tabiri caizse paça sıkışınca ortaya çıktığını akıllı,uslu birinin içe sinebilecek şekilde açıklayabileceğini sanmıyorum.

Kulüp fanatikliğinden,etnik kimlik ayrımına,akraba kayırmacılığından, hemşehriciliğe,siyasi görüş farkından, bölgesel ayrımcılığa birçok nedenle insanların birbirini boğazlamak üzere olması,ancak başa gelen bir afet ile mi önlenebilecek durumda olmalı.

Herkesin şapkayı önüne koyup düşünmesi lazım.Toplumun sinir uçlarıyla oynamanın kimseye bir faydası olmadığı gibi bunun ne kadar yapay olduğu deprem sonrası yardımlaşma duygusu ve girişimlerden anlaşılıyor.(Birkaç kendini bilmez,soysuz,sopsuz insanımsı dışında…)

Toplumun istediği ayrışmak değil, birleşmek;tek tip olmak değil,çeşitlilik; küfür,kavga değil,hoşgörü ve barış.Bunu amaçlayan,buna çabalayan yöneticiler kalsın,diğerleri tarihin çöplüğüne atılsın artık.