Salgın etkisi

Salgının yaşama etkileri uzun süre araştırılacaktır.Kayıplar nedeniyle yaşanan acılar,çekilen sıkıntılar yanı sıra fiziksel,zihinsel olarak bıraktığı etkiler yaşamı dönüştürdü.

Zaman zaman özellikle sosyal medyada covid olmayan kaç kişiyiz v.b ifadeler dolaşıyor.Benim için de bu süre zarfında tanı konulmadı.Ancak,ben bir kaç kez atlatmış olabileceğimi düşünüyorum. Semptomları az çok yaşadığım dönemler oldu.Şu ana kadar görece az sıkıntı çektiğimi düşünüyorum.

Bununla birlikte,zihinsel etkileri üzerinde daha çok kafa yoruyorum. Biraz yaş ile ilintili,biraz kişisel tercih olabilir,ancak örneğin sokağa çıkma arzusunun azalması,kalabalık ortamlara girmek istememek gibi etkilerin salgınla da ilişkili olduğu görüşündeyim.

En belirgini zorunlu olunan durumlarda dışarı çıktığımda işimi bir an önce bitirip eve,kozama dönme isteği ve bunu mümkün olan en kısa sürede yapma çabası sadece tercihle açıklanamaz gibi görünüyor.Salgının bir etkisi olarak da değerlendiriyorum.

Yaşanan olumsuzlukların olumlu etkiler ve kazanımlar sağlamış olabileceğini düşünüp hayata devam etmek sanırım en doğrusu.

Salgın etkisi

Premier League sempati

Dünyanın en iyi futbol ligi Premier League’de “big six” olarak anılan takımlar için kendime yakınlık ve sempati sıralaması:

  1. Liverpool
  2. Manchester City
  3. Tottenham Hotspur
  4. Chelsea
  5. Manchester United
  6. Arsenal

Baş altı takımlar arasında en çok sempati duyduğum takımlar:

  1. Wolverhampton
  2. West Ham United

Bu lige yakışmayanlar:

  1. Norwich
  2. Watford
Premier League big six

Hayatı zorlaştıran haller

Herkesin kendisiyle mücadele halinde olduğu halleri vardır.Bir çok şeyi iyi yapsa da yapamadığı ya da eline ayağına dolaşan şeyler olur.

Şahsen bu konudaki uzmanlığım kablo,ip gibi şeyleri birbirine dolaştırmak.Düz dursalar bile ben alırken kulaklık,uzatma kablosu,uzun ip düğüm olur,birbirine karışır.Tez canlı olmakla ilişkili diye düşünürüm ama bu kadar da olmaz dediğim çoktur.

Yanı sıra takıntılı haller de var. Örneğin,para yüzlerinin farklı yönlerde durmasına dayanamam.Hepsini aynı yöne çevirmeden duramam.Önceleri bereketle ilgilidir diye düşünürdüm.Aynı yönde olsalar da hiçbiri o kadar uzun durmuyor durduğu yerde.

Halı saçaklarını,koltuktan kalkarken oturağı,yastığı düzeltmek,perde kanatlarını simetrik tutmak,eğri duran tablolara dayanamamak gibi takıntılar hayatı zorlaştıran ama kaçınılamayan hallere örnek.

Kendini bilmek meziyet,geliştirebilmek marifet,takıntılar kişinin sadece kendisi için değil,çevresi için de eziyet. Gelgelelim malzeme buysa,o zaman dert etme,yaşa git,devam et.

Hareket verimliliği

Yaşam boyunca dikkat ettiğim bir konu ve benim için mutluluk kaynağıdır.

Hareket ettiğimde hareket yolu üzerinde yapılacak esas amaç dışında başka şeyler varsa onları da yapmaya çalışırım.

Çarşı alışverişinde,oda-ev içinde,iş yerinde fark etmez.Tümünde uygulanabilir,verimliliği arttırır,daha mutlu olmayı sağlar.

Market alışverişi yaparken yol üzerindeki rafları geri dönmek gerekmeyecek şekilde taramak,ev içinde bir bölümden diğerine giderken gerekli olacak ya da sonradan da olsa taşınacak bir eşya varsa o hareket içine dahil etmek,mutfakta,banyoda dolaptan bir şey alırken oraya konacak bir şeyi açmışken yerleştirecek hazırlıkta hareket etmek v.b. Tıkır tıkır işlemek gibi…

Küçük ve önemsiz gibi gözükür,zamanı olan aldırmayabilir de,ancak bu durum alışkanlık haline getirildiğinde çok daha amaca-hedefe odaklı,verimli bir yaşam insanı bekler.

Başkasının on beş dakikada bitireceği işleri beş dakikada yapmak,bir taşla birkaç kuş vurmak başka işe,diğerlerine, en önemlisi kendine vakit kazandırmak güzel olmaz mı?

Hareket verimliliği

Cem Adrian yorumu

Muhteşem bir ses aralığı olduğunu konunun uzmanları söylüyor.Örneğin, Fazıl Say tarafından Cem Adrian’ın sesi ile ilgili yapılan yorumlar kendisi için de bir övünç kaynağı olmalı.

Güzel yorumlarını da dinledim,ancak çoğunlukla konuşur gibi şarkı söylenmesi ve buna uygun müzikal düzenlemeler doğrusu benim çok hoşuma gitmiyor. Sevene saygı duyarım,ancak bizim şarkılarımızda duyguyu aktarmak ve aktarırken kullanılan o tadında nağmeler beğeni ölçeklerimize öyle işlemiş ki onları arıyor insan.Abartılı nağmeleri sevmiyorum ama konuşur gibi okununca yorum eksikliği hissediliyor.

Dinlediğim Cem Adrian yorumları arasında en beğendiklerim Birsen Tezer ile “Beni hatırladın mı” ve Hande Mehan ile “Öyle yalnız” şarkıları oldu.Bunda da sanırım kadın vokallerin katkısı çok.

Keşke,Fazıl Say’ın ona önerdiği yolda ilerleyen bir Cem Adrian olsa ve poptan ziyade klasik,caz veya opera okusa.

Cem Adrian

Bağıra çağıra

Futbol maç spikerlerine takmış durumdayım.

Yabancı bir lig maçını anlatırken dahi gol olduğunda avazı çıktığı kadar ve uzun uzun niye bağırdıklarını anlamak çok zor.

Benzer bir davranış şekli çoğunlukla Arap ve Güney Amerikalılarda görülüyor.

Hadi Türkiye’deki maçları anladım.Yeteri kadar şiddetli tepki vermezlerse o takım taraftarları veryansın eder,sevinmedin, vay kimi tutuyorsun diye demediklerini bırakmazlar.Yabancı ülke maçlarında ne oluyor anlamadım.

Örneğin İngiltere,Almanya gibi liglerin maçlarını orijinal dilinde anlatımlarla izliyorum,öyle bir takım gol attığında bir tarafı yırtılırcasına bağıran,çağıran yok.Son derece sakin,düzeyli tepki ve etkileyici bir dil ile aktarıyorlar.

Ruhu şad olsun,en güzel anlatımı,hiç rahatsız etmeden,yerinde dozunda tepkiler ve bilgilendirmelerle Kenan Onuk yapardı.Şimdi o kaliteyi ara ki bulasın.

Her şiir bir eser

Geçenlerde açıklayıcı ve destekleyici bir makale okuyunca fikrim pekişti.

Şiir kitaplarını okurken hayıflanırım.Şair muhteşem bir şiir yazmış,başlı başına bir eser,örneğin iki yüz sayfalık kitabın küçük bir parçası gibi duruyor.

Tek başına ayrı basılsa yeridir dediğiniz o eserin kitabın bir parçası olarak kalmasına gönül razı olmuyor.

Bu açıdan şairler biraz şanssız.Şiirlerin tek tek öne çıkması,ayrı bir eser gibi düşünülmesi,kitap görünümü içinde zorlaşıyor,hatta bazen kaybolabiliyor. Ancak,aslında şair için her şiiri ayrı bir eser demek.

Yeri gelmişken değinmek lazım.Şiir kitapları öyle roman gibi okunmamalı. Duruma göre bir gün sadece tek bir şiir dönüp dönüp onlarca kez okunabilir. Tekrar tekrar okununca satır araları, gerçek anlamları,mesajları,imgeleri v.s çok daha iyi anlaşılır.

Böyle okunursa anlamlı ve aslında her biri ayrı bir eser olan şiirlere gereken değer verilmiş olur.

Kritik

Spor karşılaşmalarını izleyenler anlatanların her karşılaşma öncesi karşılaşmanın ne kadar “kritik” olduğunu söylediğine şahit olur.

Sezonun ilk maçıdır,kritik;onuncu maçıdır kritik;üstelik herkes ve her takım için kritik;cuma oynanır,kritik;son maçtır,kritik…


Anlatım ve algı kalitesi bu derece düşük. Önemli dense anlaşılır,başka sıfat söylense tamam.Ama hayır ille de kritik.Oysa yüksek olasılıkla o kadar da kritik değildir.

Sorsanız işin raconu denir,kritik olan ile olmayanı ayırt etmeye uğraşmaz,ezber ezberdir;düşünmeye,düşünerek konuşmaya,yeni bir şey söylemeye ne gerek var?

Otoriter liderlik

Otoriter liderlerin yanlış yönlendirildiğinden dem vurarak onları masum göstermeye çalışanların en büyük korkaklar olduğunu düşünürüm.

Hem otoriter olacak,hem de etrafın sözünü dinleyip hareket edecek.Hadi göstermelik birkaç kez yaptı diyelim, devam etmez ki.Kendi bildiğini okur. Bildiği varsa ne alâ.Bazısı bilmediği halde hatta buyum,şuyum diyerek bilmeden de okur.Kime mi,neye mi?Milletin canına.

Otoriter tek adam olmanın sonucu bu. Suç,kabahat varsa başkasına yükleyemezsin.Hem her şeyi bilecek,her konuda dediğim dedik olacak,hem yanlış yönlendirildim diyecek veya etrafı öyle iddia edecek.Bu sadece idare-i maslahat sağlama çabası olur.

Tek adamsan,otoritersen,her şeyi bildiğini iddia ediyorsan,tüm sorumluluk senindir.Etraftaki yalakalara kusur bularak kendini temize çekemezsin.

Ya zor da olsa tartışılmaz doğruyu yapar, sonuç alır,gerçek bir lider olur,taraflı tarafsız herkesin takdirini kazanırsın ki bu millet örneğini gördü.Ya da yalakaların ördüğü çeper içinde tüm yanlışlarına rağmen hüküm sürer, yanlışların idare edilemez boyuta vardığında tümüyle tarihin çöplüğünü boylarsın ki bu millet bunu da gördü,yeni versiyon dizisi çekiliyor on yıllardır.

Otoriter liderlik

Münzevi

İlk sayfalarından itibaren sayıca çok karakter tanıtan,birbirleriyle ilişkilerini anlatan,konunun geçtiği birçok yeri betimleyen kitapları okumayı çok sevmiyorum.

Kitap kahramanlarına,hatta olaylara hayalimde ve gözümün önünde görüntü biçmeyi sevdiğim için çok kahramanlı, konumlu kitaplar bu anlamda beni zorluyor.

Birkaç karakterin derinlemesine tanıtıldığı,incelendiği,olay örgüsünün onlar etrafında geçtiği roman veya öyküler bana daha cazip geliyor.

Kendi hayatımda da kalabalıklardan ziyade,birkaç dost ile olmayı tercih etmekle örtüşen bir durum.