Sporda kişilik,karakter ve sonuç

Uzun bir aradan sonra oğlumla Wimbledon finalini izledik.

Onun maçı izlemek istemesinin nedeni Nick Kyrgios.Ben de eşlik etmek istedim. O adama tahammül edemediğimi bilir, artık beni sinir etmek hoşuna gittiğinden mi,yoksa gerçekten böyle kontrolsüz ve hasta ruhlu sporcu kişilikler onun kuşağının ilgisini çektiğinden mi bilmem, maçın başından itibaren (biraz da beni kızdırmak adına) Krygios’u destekledi, onun karşısında kim olsa benim de onu destekleyeceğimi bilir.Çok sevmesem de Djokoviç taraftarıydım o gün.

İlk seti Kyrgios alsa da maçın sonucundan o denli emindim ki.Daha önce bir çok kez izlediğim bu iki oyuncudan Kyrgios’un hastalıklı davranış biçiminin maçı çıkaramayacağını, Djokoviç’in ise asla pes etmeyeceğini neredeyse adım gibi biliyordum.Ve oğluma dedim ki sen bu maçın sonunu izlemeyeceksin,çünkü maçın bittiği çok daha erkenden anlaşılacak.

Nitekim,tecrübe kazandı,sürpriz olmadı, Kyrgios saçmalamaya,sağa sola bağırıp söylenmeye,Djokoviç ise çok iyi bildiği işini yapmaya başladı.Üçüncü setin sonunda biz maçı izlemeyi bıraktık. Maçın sonucu malum.

Gençlere ne çok ders var buralarda. Süper yeteneklerin olabilir,başarı için bir çok özelliğe sahip olabilirsin,ancak kişilik özelliklerin,karakterin zayıfsa veya o düzey için yeterli değilse bir yere kadar gelebilir,daha ötesine geçemezsin. Wimbledon finali oynamak herkesin harcı değil,başarısız diyemeyiz,ancak o finali kazanmak da herkesin harcı değil, hele Kyrgios gibiler kendilerini değiştiremedikleri sürece oraya kadar gelseler de “loser” olmaya mahkumlar.

Yorum bırakın